Yapılan son değerlendirmelere göre; sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik görülmeyecek. Marmara ve Ege'de sağanak yağışlar etkili olacak.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün son verilerine göre, Marmara, Ege, Göller Yöresi, İç Anadolu'nun kuzeybatısı, Batı Karadeniz'in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun doğusu ile, Sinop, Samsun, Artvin ve Antalya'nın batı ilçelerinde (Elmalı, Korkuteli) sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların görüleceği tahmin ediliyor. Yağışların Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor.
Sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacak.
Rüzgar genellikle güney ve güneybatı (lodos) yönlerden hafif arasıra orta kuvvette, Kıyı Ege ile Marmara'nın batısında yer yer kuvvetli olarak (30-40 km/saat) esecek.
-KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI-
Yağışların, Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması beklendiğinden oluşabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yıldırım düşmesi, dolu vb.) ilgililerin ve vatandaşların tedbirli ve dikkatli olmaları gerekmekiyor.
'Yurt çocuğu' kavramı tarih oluyor
Evlerde kalan çocukların eğitim başarısının, sosyalleşmesinin, kişisel gelişiminin yüzde 500 arttığını söyleyen SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, "Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların, problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." dedi.
SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, kurumun, eskiden beri olması gereken, ancak çeşitli sebeplerden dolayı hayata geçirilemeyen yeni konseptine ilişkin açıklamada bulundu. Bu yeni anlayışa uygun olarak çocukların, eğer problem yoksa, ailelerinin yanında büyütüldüğünü, koruyucu aile yanına verildiğini ya da evlat edindirildiğini anlatan Barış, "Şu anda Türkiye'de 35 bin çocuğumuz bu konsept içerisinde ailelerinin yanında büyütülüp devlet tarafından destekleniyor. İkincisi, eğer çocuk ailesinin yanına verilemiyorsa bir apartmanda, dairesinde toplumla beraber, başlarında bakım elemanları kontrolünde, yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye'de 250 tane evimiz var. Buralarda bin 250 çocuk barınıyor. Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları, sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." diye konuştu.
Çocuk Evleri uygulamasına geçtikten sonra beklentilerin üstünde fayda sağladıklarını dile getiren İsmail Barış, "Yuvada 200-300 çocuğu bir araya koyarsanız kontrolü kolay olmuyor. Çocukların kişisel gelişiminde, eğitim başarısında, toplumla sosyalleşmesinde problemler vardı. Biz bunu başardık. Çocuğun kişisel gelişimi, eğitim başarısı, sosyalleşmesi yüzde 500 arttı." ifadesini kullandı.
İsmail Barış, cinsel ve ticari istismara uğradığı, şiddete maruz kaldığı için ailelerine veremedikleri, çocuk evlerine yerleştiremedikleri çocukların Sevgi Evleri'ni kullandığını söyledi. Barış, yan yana binalardan oluşan ve her birinde 3'er kişinin kaldığı Sevgi Evleri'nden 50 tane olduğunu ve 500 çocuğun barındığını belirtti.
(CİHAN)
SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, kurumun, eskiden beri olması gereken, ancak çeşitli sebeplerden dolayı hayata geçirilemeyen yeni konseptine ilişkin açıklamada bulundu. Bu yeni anlayışa uygun olarak çocukların, eğer problem yoksa, ailelerinin yanında büyütüldüğünü, koruyucu aile yanına verildiğini ya da evlat edindirildiğini anlatan Barış, "Şu anda Türkiye'de 35 bin çocuğumuz bu konsept içerisinde ailelerinin yanında büyütülüp devlet tarafından destekleniyor. İkincisi, eğer çocuk ailesinin yanına verilemiyorsa bir apartmanda, dairesinde toplumla beraber, başlarında bakım elemanları kontrolünde, yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye'de 250 tane evimiz var. Buralarda bin 250 çocuk barınıyor. Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları, sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." diye konuştu.
Çocuk Evleri uygulamasına geçtikten sonra beklentilerin üstünde fayda sağladıklarını dile getiren İsmail Barış, "Yuvada 200-300 çocuğu bir araya koyarsanız kontrolü kolay olmuyor. Çocukların kişisel gelişiminde, eğitim başarısında, toplumla sosyalleşmesinde problemler vardı. Biz bunu başardık. Çocuğun kişisel gelişimi, eğitim başarısı, sosyalleşmesi yüzde 500 arttı." ifadesini kullandı.
İsmail Barış, cinsel ve ticari istismara uğradığı, şiddete maruz kaldığı için ailelerine veremedikleri, çocuk evlerine yerleştiremedikleri çocukların Sevgi Evleri'ni kullandığını söyledi. Barış, yan yana binalardan oluşan ve her birinde 3'er kişinin kaldığı Sevgi Evleri'nden 50 tane olduğunu ve 500 çocuğun barındığını belirtti.
(CİHAN)
Kent trafiğine F1 çözümü
Fiberglastan, geri dönüştürülmüş plastik şişelerle çelik borulardan ve geleneksel anlamda otomobil üretiminde harcananın beşte biri malzemeyle yapılmış olsun...
2020 yılına gelindiğinde tüm dünyada trafiğe çıkan otomobil sayısının 2,5 milyarı bulacağı hesaba katıldığında böyle bir araç, trafik sıkışıklıklarını önlemede bir seçenek olabilir.
Aynı zamanda milyonlarca insanın su, enerji ya da çelik gibi kaynakları fazla tüketmeden otomobil sahibi olma hayaline ulaşmasını sağlayabilir.
BBC ekonomi muhabiri Jorn Madslien'ın haberine göre, işte bu otomobil sonunda üretildi.
Üç kişilik, 575 kilogram ağırlığında ve saatte en fazla 100 kilometre hız yapabilen bu otomobilin, 9 bin ABD dolarına satılması bekleniyor.
EFSANE OTOMOBİLLER
Tasarımın ardında ise hız düşkünlerinin kahramanı, Profesör Gordon Murray bulunuyor. Murray, bu şöhretini 70'li ve 80'li yıllarda Formula 1 yarış arabalarının tasarımını yapmasına borçlu.
Tasarladığı otomobiller, şimdiye dek sayısız Grand Prix'nin şampiyonu oldu. Ama Murray altı yıl önce Formula 1'den elini eteğini çekip bugüne kadarki otomobil üretim anlayışını bütünüyle değiştirebilecek bir hayalin peşine düştü.
FORMULA 1 ANLAYIŞI
Profesör Murray'nin hayali, Londra'nın güneyinde bir sanayi sitesindeki mütevazı bir binada hayat buldu. Murray ve McLaren'deyken beraber çalıştığı ekibi, T25 adını verdikleri kent içi trafiğe uygun, küçük bir otomobil üretti.
2020 yılına gelindiğinde tüm dünyada trafiğe çıkan otomobil sayısının 2,5 milyarı bulacağı hesaba katıldığında böyle bir araç, trafik sıkışıklıklarını önlemede bir seçenek olabilir.
Aynı zamanda milyonlarca insanın su, enerji ya da çelik gibi kaynakları fazla tüketmeden otomobil sahibi olma hayaline ulaşmasını sağlayabilir.
BBC ekonomi muhabiri Jorn Madslien'ın haberine göre, işte bu otomobil sonunda üretildi.
Üç kişilik, 575 kilogram ağırlığında ve saatte en fazla 100 kilometre hız yapabilen bu otomobilin, 9 bin ABD dolarına satılması bekleniyor.
EFSANE OTOMOBİLLER
Tasarımın ardında ise hız düşkünlerinin kahramanı, Profesör Gordon Murray bulunuyor. Murray, bu şöhretini 70'li ve 80'li yıllarda Formula 1 yarış arabalarının tasarımını yapmasına borçlu.
Tasarladığı otomobiller, şimdiye dek sayısız Grand Prix'nin şampiyonu oldu. Ama Murray altı yıl önce Formula 1'den elini eteğini çekip bugüne kadarki otomobil üretim anlayışını bütünüyle değiştirebilecek bir hayalin peşine düştü.
FORMULA 1 ANLAYIŞI
Profesör Murray'nin hayali, Londra'nın güneyinde bir sanayi sitesindeki mütevazı bir binada hayat buldu. Murray ve McLaren'deyken beraber çalıştığı ekibi, T25 adını verdikleri kent içi trafiğe uygun, küçük bir otomobil üretti.
Bunlar mı millete örnek (!) olacak?
M. FATİH GEDİMAN / TIMETURK
Türkiye'de toplumun televizyon kanalları aracılığı ile uyuşturulması dizilerin yanısıra programlarla da destekleniyor.
Türkiye'de SANATÇI deyince akla gelen tek olgunun şarkıcılık olması, bireylerin bu şekilde anılması için stüdyoya girmesini yeterli hale getirdi.
Mikrofonlar kendilerine uzatıldığında bir çırpıda bütün sorunları çözebilecek yetiye sahipmişçesine konuşan isimler, gündemden ve ülke adına meydana gelen gelişmelerden bîhaber, ekranlarda bacak şovlar, dans şovlar ve reyting çırpınışında.
Yıllardır ekranlardan düşmeyen ve bir cep telefonu, bir elektrikli süpürge için vatandaşların zaman ve ahlaki değerlerini gasp eden isimler, halka bomboş bir yaşam tarzını aşılıyor.
Seçimler yaklaştığında oy verecekleri partileri açıklayan, bir haksızlığa uğradıklarında "sanatçıya bu yapılır mı?", "bizler toplumun önderleriyiz" gibi demeçlerle yaşadıkları sorunlara isyan eden sanatçılar ekranlarda türlü taklalar atıyor.
EKRANDA BİRBİRİNE BİNİP DANS EDİYORLAR
Neredeyse yarım asırdır ekranlarda olan ve dudak uçuklatacak rakamlarla programlar yapan isimlerden Seda Sayan ve Mehmet Ali Erbil, bu sabah Sabahın Sedası adlı televizyon programında aldıkları parayı ne kadar hakettiklerini (!) bakın nasıl gösterdi.
Hande Yener isimli şarkıcının şarkı söylediği sırada stüdyonun dekorları ile yerlerde yuvarlanmak dahil türlü saçmalıklara imza atan Mehmet Ali Erbil, program bitmek üzereyken, yere eğilerek Yener'i üzerine bindirdi.
Mini eteği ile Mehmet Ali Erbil'in üzerine oturan Hande Yener, Erbil'in üzerinde dans etti!
Görüştüğümüz uzmanlar "Bu tür programların kişisel gelişimi tamamen durdurduğu ve beynin uyuşturulmasını sağladığının altını çizdiler. Programa stüdyo ya da telefon konuğu olarak katılan vatandaşların mutfak gereci gibi eşantiyon ürünler kazanma psikolojisiyle hareket ettiğini açıklayan uzmanlar bu davranışın büyük bir yanlış olduğunu bildirdiler.
Öte yandan çocuk gelişimcileri bu tür programların çocuklara kesinlikle izletilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyardılar.
Türkiye'de toplumun televizyon kanalları aracılığı ile uyuşturulması dizilerin yanısıra programlarla da destekleniyor.
Türkiye'de SANATÇI deyince akla gelen tek olgunun şarkıcılık olması, bireylerin bu şekilde anılması için stüdyoya girmesini yeterli hale getirdi.
Mikrofonlar kendilerine uzatıldığında bir çırpıda bütün sorunları çözebilecek yetiye sahipmişçesine konuşan isimler, gündemden ve ülke adına meydana gelen gelişmelerden bîhaber, ekranlarda bacak şovlar, dans şovlar ve reyting çırpınışında.
Yıllardır ekranlardan düşmeyen ve bir cep telefonu, bir elektrikli süpürge için vatandaşların zaman ve ahlaki değerlerini gasp eden isimler, halka bomboş bir yaşam tarzını aşılıyor.
Seçimler yaklaştığında oy verecekleri partileri açıklayan, bir haksızlığa uğradıklarında "sanatçıya bu yapılır mı?", "bizler toplumun önderleriyiz" gibi demeçlerle yaşadıkları sorunlara isyan eden sanatçılar ekranlarda türlü taklalar atıyor.
EKRANDA BİRBİRİNE BİNİP DANS EDİYORLAR
Neredeyse yarım asırdır ekranlarda olan ve dudak uçuklatacak rakamlarla programlar yapan isimlerden Seda Sayan ve Mehmet Ali Erbil, bu sabah Sabahın Sedası adlı televizyon programında aldıkları parayı ne kadar hakettiklerini (!) bakın nasıl gösterdi.
Hande Yener isimli şarkıcının şarkı söylediği sırada stüdyonun dekorları ile yerlerde yuvarlanmak dahil türlü saçmalıklara imza atan Mehmet Ali Erbil, program bitmek üzereyken, yere eğilerek Yener'i üzerine bindirdi.
Mini eteği ile Mehmet Ali Erbil'in üzerine oturan Hande Yener, Erbil'in üzerinde dans etti!
Görüştüğümüz uzmanlar "Bu tür programların kişisel gelişimi tamamen durdurduğu ve beynin uyuşturulmasını sağladığının altını çizdiler. Programa stüdyo ya da telefon konuğu olarak katılan vatandaşların mutfak gereci gibi eşantiyon ürünler kazanma psikolojisiyle hareket ettiğini açıklayan uzmanlar bu davranışın büyük bir yanlış olduğunu bildirdiler.
Öte yandan çocuk gelişimcileri bu tür programların çocuklara kesinlikle izletilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyardılar.
ÇYDD'ye Almanya desteği
Cuntz, 20 Eylül Pazartesi günü saat 16.00'da Almanya Büyükelçiliği Rezidansı'nda gerçekleştirilecek törenle, ÇYDD Ankara Şubesi'ne 24 bin 075 TL değerindeki yardım çekini takdim edecek.
Toplanan bağışların özellikle mağdur durumdaki kız çocukları ve ÇYDD'nin destek verdiği eğitim projelerine katkı sağlayacağı belirtildi. Büyükelçilik'ten yapılan açıklamada toplanan bağışın, geçtiğimiz haziran ayı içerisinde elçilik bahçesinde düzenlenen ve sanatçı Elif Yalçın'ın sahne aldığı "Yıldızların Altında Dans" konserinden elde edildiği kaydedildi.
Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında geçtiğimiz sene ÇYDD'nin merkez ve şubelerinde aramalar yapılmış, derneğin o dönem hayatta olan Başkanı Türkan Saylan'a yönelik muamele büyük tartışma konusu olmuştu.
Toplanan bağışların özellikle mağdur durumdaki kız çocukları ve ÇYDD'nin destek verdiği eğitim projelerine katkı sağlayacağı belirtildi. Büyükelçilik'ten yapılan açıklamada toplanan bağışın, geçtiğimiz haziran ayı içerisinde elçilik bahçesinde düzenlenen ve sanatçı Elif Yalçın'ın sahne aldığı "Yıldızların Altında Dans" konserinden elde edildiği kaydedildi.
Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında geçtiğimiz sene ÇYDD'nin merkez ve şubelerinde aramalar yapılmış, derneğin o dönem hayatta olan Başkanı Türkan Saylan'a yönelik muamele büyük tartışma konusu olmuştu.
Sav'dan Baykal'a: Fantezinle uğraşmayız!
Önder Sav: CHP ailesi içinde tartışma çıkaranları anlayamırorum.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, NTV canlı yayınında Deniz Baykal’a yanıt verdi.
Kurultay fantazileri ile uğraşacak değiliz
Önder Sav, NTV'den Sibel Erdem'e şu açıklamaları yaptı: “Son açıklamaları kişisel hırs olarak görüyorum, bunun dışında CHP yöneticileri olarak bir makinenin ahenkli dişlileri gibi çalışarak geleceği süratle hazırlamakla meşgulüz. Bunun dışında da hiçbir şeyle meşgul değiliz, kurultay fantezileriyle de meşgul olacak değiliz. Bunun ötesinde herhangi bir kişiye söyleyecek sözüm yoktur, hele hele CHP’de geride bıraktığımız 10 yılla ilgili değerlendirme yapmak bana yakışmaz.
Tüzük 21 Aralık’ta 2008’de değişti, 22 Mayıs’taki kongrede de değişiklik uygulanmadı. Şimdi de uygulanmıyor. Tüzük değişikliğinin önündeki engel ben değilim. Bugünlerde 100 tane falan anahtar var galiba, anahtarların kimde olduğunu bilmiyorum. Koleksiyon meraklılarına sorun.
Sayın Baykal’ın yıldız tabiriyle neyi kastettiğini anlamadım. CHP’de görev verildiği halde herkes yıldızlaşır, Baykal gönlünü ferah tutsun."
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, NTV canlı yayınında Deniz Baykal’a yanıt verdi.
Kurultay fantazileri ile uğraşacak değiliz
Önder Sav, NTV'den Sibel Erdem'e şu açıklamaları yaptı: “Son açıklamaları kişisel hırs olarak görüyorum, bunun dışında CHP yöneticileri olarak bir makinenin ahenkli dişlileri gibi çalışarak geleceği süratle hazırlamakla meşgulüz. Bunun dışında da hiçbir şeyle meşgul değiliz, kurultay fantezileriyle de meşgul olacak değiliz. Bunun ötesinde herhangi bir kişiye söyleyecek sözüm yoktur, hele hele CHP’de geride bıraktığımız 10 yılla ilgili değerlendirme yapmak bana yakışmaz.
Tüzük 21 Aralık’ta 2008’de değişti, 22 Mayıs’taki kongrede de değişiklik uygulanmadı. Şimdi de uygulanmıyor. Tüzük değişikliğinin önündeki engel ben değilim. Bugünlerde 100 tane falan anahtar var galiba, anahtarların kimde olduğunu bilmiyorum. Koleksiyon meraklılarına sorun.
Sayın Baykal’ın yıldız tabiriyle neyi kastettiğini anlamadım. CHP’de görev verildiği halde herkes yıldızlaşır, Baykal gönlünü ferah tutsun."
Darbecilere bir suç duyurusu daha
Çokyaşa, tüm12 Eylülmağdurlarına da 'hesaplaşma' çağrısında bulundu.
Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda 'evet' çıkmasının en önemli etkenlerinden bir tanesinin 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma zemini oluşturulacak olması olduğunu ifade eden Çokyaşa,12 Eylül döneminde hapis yattığını, işkence gördüğünü ve çeşitli haklarından mağdur edildiğini belirtti.
Çokyaşa, şöyle konuştu: "Ben 12 Eylül mağduru bir insan olarak 12 Eylül'de işkence gördüm ve iki seneye yakın aralıklarla hiçbir suçum olmaksızın hapishanelerde yattım. O günlerde bozulan psikolojik durumum nedeniyle uzun süre iş yapamaz duruma geldik. O günkü suçum milletimi sevmek, memleketimin daha iyi yönetilmesini sağlamak ve Türk milletini layık olduğu yere getirmek düşüncesiydi."
Ülkenin kaosla boğuştuğu yıllarda Isparta Eğitim Enstitüsü Öğrenci Dernek Başkanı olduğunu ve Ülkü Ocakları, Ülkü Yolu derneklerinde de yöneticilik görevinde bulunduğunu söyleyen Çokyaşa, o günkü ideallerinin insanlığa hizmet etmek Türk milleti olarak dünyaya adaleti, barışı ve insanca yaşamayı getirme hedefleri olduğunu anlattı.
O dönemlerde sadece ülkücülerin değil, devrimci olanların da büyük zorluklar yaşadığını anlatan Çokyaşa, "Bu suçlardan dolayı 12 Eylül zihniyeti bana ve benim gibi nice devrimci ve ülkücüleri kısacası fikri olan herkesi yasal olmayan şekillerde susturmak için işkenceye başvurmuştur. Benim kırıldığım, bu olayın 30 senedir hiç sorgulanmayışı ve 12 Eylül zihniyetiyle hesap sorulmayışıdır." şeklinde konuştu.
Çokyaşa, bundan sonra darbeci zihniyete sahip insanların suçsuz, günahsız, genç, çocuk yaşta ki insanların eziyet görmelerinin tarih olacağına inandığını kaydetti.
CİHAN
Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda 'evet' çıkmasının en önemli etkenlerinden bir tanesinin 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma zemini oluşturulacak olması olduğunu ifade eden Çokyaşa,12 Eylül döneminde hapis yattığını, işkence gördüğünü ve çeşitli haklarından mağdur edildiğini belirtti.
Çokyaşa, şöyle konuştu: "Ben 12 Eylül mağduru bir insan olarak 12 Eylül'de işkence gördüm ve iki seneye yakın aralıklarla hiçbir suçum olmaksızın hapishanelerde yattım. O günlerde bozulan psikolojik durumum nedeniyle uzun süre iş yapamaz duruma geldik. O günkü suçum milletimi sevmek, memleketimin daha iyi yönetilmesini sağlamak ve Türk milletini layık olduğu yere getirmek düşüncesiydi."
Ülkenin kaosla boğuştuğu yıllarda Isparta Eğitim Enstitüsü Öğrenci Dernek Başkanı olduğunu ve Ülkü Ocakları, Ülkü Yolu derneklerinde de yöneticilik görevinde bulunduğunu söyleyen Çokyaşa, o günkü ideallerinin insanlığa hizmet etmek Türk milleti olarak dünyaya adaleti, barışı ve insanca yaşamayı getirme hedefleri olduğunu anlattı.
O dönemlerde sadece ülkücülerin değil, devrimci olanların da büyük zorluklar yaşadığını anlatan Çokyaşa, "Bu suçlardan dolayı 12 Eylül zihniyeti bana ve benim gibi nice devrimci ve ülkücüleri kısacası fikri olan herkesi yasal olmayan şekillerde susturmak için işkenceye başvurmuştur. Benim kırıldığım, bu olayın 30 senedir hiç sorgulanmayışı ve 12 Eylül zihniyetiyle hesap sorulmayışıdır." şeklinde konuştu.
Çokyaşa, bundan sonra darbeci zihniyete sahip insanların suçsuz, günahsız, genç, çocuk yaşta ki insanların eziyet görmelerinin tarih olacağına inandığını kaydetti.
CİHAN
Beyefendinin yokuşu
ENGİN ARDIÇ - SABAH
Referandumda bizim gibi "yetmez ama evetçiler" olduğu kadar "yetmez ama hayırcılar" da çıkacak...
Türkçe de bilmiyorlar. "Yetmez ama hayır" ne demek? "Hayır çünkü yetmez" deseler anlayacağız.
Yetmiyorsa "ama" kelimesinin orada ne işi var?
Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biri galiba!
Vargücüyle hayır propagandası yapıyor, çünkü efendim, çıkmaz ayın son çarşambasında kendisi iktidara gelince "daha iyisini" hazırlayacakmış. "Oyunu ver, gerisini merak etme sen" basitliği...
Yani, 12 Eylül Anayasası'ndan o da memnun değilmiş vallahi! Ne de olsa az biraz bir solculuğu var gençliğinden...
Fakat Sayın Kılıçdaroğlu, bu kendi yapacakları "değişik" Anayasa'nın nasıl bir şey olacağını kendisi de bilmiyor. Amigoluğunu yapan emekli memur gazeteleri birinci sayfalarında "nasıl bir Anayasa istiyoruz" başlıklı kutular açıyorlar, okuyorsunuz, nasıl bir Anayasa istedikleri konusunda hiçbir bilgi yok!
Demek ki yeni bir Anayasa istediği falan yok, toplumda esen değişiklik yellerine karşı çıkamayıp "istermiş gibi" yapmak zorunda kalıyor, "12 Eylül'den memnunuz" demeye de utandığı için herhalde...
Kıvırtmanın en güzel yolu da, lafı ve işi yokuşa sürmek.
Nasıl hazırlanacakmış bu Kılıçdaroğlu Anayasası?
"Meslek kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, yargı çevresi ve önde gelen düşünürlerden görüş alınacakmış, buna göre çerçeve belirlenecekmiş"...
İlahi Kemal Bey! Bugüne kadar meslek kuruluşlarından, üniversitelerden, sivil toplum örgütlerinden, yargı çevrelerinden ve hele hele "önde gelen düşünürlerden" bu konuda görüşünü belirtmeyen kaldı mı?
Herkesin rengi de belli, ne dediği ne yaptığı da.
Daha ne görüşü alıp vereceksiniz?
Bu görüşleri "Anayasa uzmanları" alıp (CHP eğilimli bürokratlar) bir "ilkeler bildirisi" hazırlayacaklarmış, bu bildiri kamuoyunun değerlendirmesine açılacakmış (Aydın Doğan'ın borazan organlarında tartışılması tercih edilecektir), "gerekli değişiklikler" yapılacakmış, sonra bu da bütün siyasi partilere sunulacakmış...
Eh, hangisinin neye taş koyacağı belli olduğuna göre!
Bunun dışında da, bilinen "yaveleri" tekrarlıyor: Toplumun bütününü kucaklamak, sivil toplumun daha fazla güçlenmesi, özel hayatın korunmasına daha büyük önem verilmesi, falan filan. Tipik sosyaldemokrat ağızları, kimsenin karşı çıkmayacağı, önemli gibi görünen boş laflar.
Kemal Bey'in bu saçmasapan projesi, hukuk fakültelerinde "Anayasa nasıl yapılmaz" ya da "Anayasa nasıl sürüncemede bırakılır" dersinde okutulmalıdır.
Aklınca işi yokuşa sürdüğünü sanmayı sürdürsün ve mutlu olsun.
Bu arada başbakan da "yetmez ama evetçilerden" çıktı.
12 Eylül referandumunun bir "kapı aralama" sayılması gerektiğini, asıl seçimden sonra yepyeni, "sıfırdan" bir Anayasa taslağıyla geleceklerini açıkladı.
Elbette gene meclisten geçecek, elbette Anayasa Mahkemesi gene engel olacak, elbette gene referanduma gidilecek ve elbette halkoyuyla kabul edilecek!
Kemal Bey, bu gibi yokuş arayışlarıyla vakit ve enerji tüketeceğine, otursun da, önce referandum yenilgisinden, arkasından yeni bir seçim yenilgisinden sonra partiyi birbirine katacak olan Deniz Baykal'la, belki de Mustafa Sarıgül'le nasıl başa çıkacağını şimdiden düşünmeye koyulsun...
Referandumda bizim gibi "yetmez ama evetçiler" olduğu kadar "yetmez ama hayırcılar" da çıkacak...
Türkçe de bilmiyorlar. "Yetmez ama hayır" ne demek? "Hayır çünkü yetmez" deseler anlayacağız.
Yetmiyorsa "ama" kelimesinin orada ne işi var?
Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biri galiba!
Vargücüyle hayır propagandası yapıyor, çünkü efendim, çıkmaz ayın son çarşambasında kendisi iktidara gelince "daha iyisini" hazırlayacakmış. "Oyunu ver, gerisini merak etme sen" basitliği...
Yani, 12 Eylül Anayasası'ndan o da memnun değilmiş vallahi! Ne de olsa az biraz bir solculuğu var gençliğinden...
Fakat Sayın Kılıçdaroğlu, bu kendi yapacakları "değişik" Anayasa'nın nasıl bir şey olacağını kendisi de bilmiyor. Amigoluğunu yapan emekli memur gazeteleri birinci sayfalarında "nasıl bir Anayasa istiyoruz" başlıklı kutular açıyorlar, okuyorsunuz, nasıl bir Anayasa istedikleri konusunda hiçbir bilgi yok!
Demek ki yeni bir Anayasa istediği falan yok, toplumda esen değişiklik yellerine karşı çıkamayıp "istermiş gibi" yapmak zorunda kalıyor, "12 Eylül'den memnunuz" demeye de utandığı için herhalde...
Kıvırtmanın en güzel yolu da, lafı ve işi yokuşa sürmek.
Nasıl hazırlanacakmış bu Kılıçdaroğlu Anayasası?
"Meslek kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, yargı çevresi ve önde gelen düşünürlerden görüş alınacakmış, buna göre çerçeve belirlenecekmiş"...
İlahi Kemal Bey! Bugüne kadar meslek kuruluşlarından, üniversitelerden, sivil toplum örgütlerinden, yargı çevrelerinden ve hele hele "önde gelen düşünürlerden" bu konuda görüşünü belirtmeyen kaldı mı?
Herkesin rengi de belli, ne dediği ne yaptığı da.
Daha ne görüşü alıp vereceksiniz?
Bu görüşleri "Anayasa uzmanları" alıp (CHP eğilimli bürokratlar) bir "ilkeler bildirisi" hazırlayacaklarmış, bu bildiri kamuoyunun değerlendirmesine açılacakmış (Aydın Doğan'ın borazan organlarında tartışılması tercih edilecektir), "gerekli değişiklikler" yapılacakmış, sonra bu da bütün siyasi partilere sunulacakmış...
Eh, hangisinin neye taş koyacağı belli olduğuna göre!
Bunun dışında da, bilinen "yaveleri" tekrarlıyor: Toplumun bütününü kucaklamak, sivil toplumun daha fazla güçlenmesi, özel hayatın korunmasına daha büyük önem verilmesi, falan filan. Tipik sosyaldemokrat ağızları, kimsenin karşı çıkmayacağı, önemli gibi görünen boş laflar.
Kemal Bey'in bu saçmasapan projesi, hukuk fakültelerinde "Anayasa nasıl yapılmaz" ya da "Anayasa nasıl sürüncemede bırakılır" dersinde okutulmalıdır.
Aklınca işi yokuşa sürdüğünü sanmayı sürdürsün ve mutlu olsun.
Bu arada başbakan da "yetmez ama evetçilerden" çıktı.
12 Eylül referandumunun bir "kapı aralama" sayılması gerektiğini, asıl seçimden sonra yepyeni, "sıfırdan" bir Anayasa taslağıyla geleceklerini açıkladı.
Elbette gene meclisten geçecek, elbette Anayasa Mahkemesi gene engel olacak, elbette gene referanduma gidilecek ve elbette halkoyuyla kabul edilecek!
Kemal Bey, bu gibi yokuş arayışlarıyla vakit ve enerji tüketeceğine, otursun da, önce referandum yenilgisinden, arkasından yeni bir seçim yenilgisinden sonra partiyi birbirine katacak olan Deniz Baykal'la, belki de Mustafa Sarıgül'le nasıl başa çıkacağını şimdiden düşünmeye koyulsun...
El ele vermiş 'HAYIR'severler(!)
TİMETURK / HABER MERKEZİ
Türkiye'de kesintisiz demokrasiye ve tamamen yeni bir anayasa yapılmasına giden yolu açacak olan değişikliğe HAYIR diyenlerin birlikteliği şaşırtıyor..
Birbiriyle ilgisi olmayan, normal şartlar altında aynı karede dahi görünmekten çekinen parti ve isimler, AK Parti kini HAYIR çatısı altında buluştu.
İŞTE HAYIRCILARIN OLUŞTURDUĞU HALAY ÇEMBERİNDEN 4 İSİM:
Türkiye'de kesintisiz demokrasiye ve tamamen yeni bir anayasa yapılmasına giden yolu açacak olan değişikliğe HAYIR diyenlerin birlikteliği şaşırtıyor..
Birbiriyle ilgisi olmayan, normal şartlar altında aynı karede dahi görünmekten çekinen parti ve isimler, AK Parti kini HAYIR çatısı altında buluştu.
İŞTE HAYIRCILARIN OLUŞTURDUĞU HALAY ÇEMBERİNDEN 4 İSİM:
Hanefi Avcı'nın görev almak istediği birim
Kendi isteğiyle merkeze alınan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile ilgili olarak bazı illerde yapılan operasyona ilişkin ''Tahkikat devam ediyor. İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur'' dedi.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti (EGC) Başkanı Yılmaz Karaca'yı ziyaret eden Avcı, kentte bir yılı aşkın süre görev yaptığı belirtti.
Eskişehir'in bir emniyet müdürünün görev yapabileceği en güzel kentlerden biri olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:
''Ama kısmet bu kadarmış. Devlet memuru dediğimizde ikinci vasfı tayin olarak görülüyor. Bu normal olarak görülüyor. Bana verilen destekten dolayı herkese teşekkür ediyorum. Kent halkı da bana çok destek verdi. Onlara da teşekkür ediyorum. Kent halkının yarattığı ortam kentte güzel bir etki sağlıyor. Huzurlu ve yaşanabilir bir ortam sağlıyorlar. Kentte emniyet teşkilatı görevini kolaylıkla yapıyor.''
Bir gazetecinin YGS ile ilgili olarak bazı illerde operasyon yapıldığını hatırlatması üzerine Avcı, ''Tahkikat devam ediyor.İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur. Bir tarafında savcılık, bir tarafında emniyet olmak üzere bir araştırma, soruşturma devam ediyor biliyorum Ancak biraz beklemek lazım. Önemli olan boşlukları kapatıp tedbir almaktır. Bu kadar insanın menfaatini ilgilendiren bir olayda insanlar bencil düşünüp bilgileri kendi iyiliği doğrultusunda kullanabiliyor. Bu her toplumda vardır'' dedi.
-''HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİYE KATILMAYI DÜŞÜNMÜYORUM''-
Avcı, bir gazetecinin ''Birçok kişi sizin kitabınızı konuşuyor. Bunu nasıl yorumlayacaksınız?'' sorusu üzerine, hayatının belirli bir kısmını ve yaşadığı bazı olayları küçük örneklerle aktardığını, sistemin yanlış yürüyen kısımlarını gösterip geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunduğunu bildirdi.
''Kitaptan beklentim yok dediniz Ancak kitabın geliri 2 milyon lirayı geçmiş. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?'' sorusu üzerine Avcı, ''Bu çok abartılmış bir rakam. Yaklaşık bir hesap yapılmış. Tabiİ bir gelir olacak ancak o kadar değil. Bu kitabı yazarken maddi beklenti içinde değildim. 'Bana külfeti olmasın' demiştim. Yaklaşık 300 bin kitap satıldı. Rakam net çıktığında deklare edeceğiz. Zaten memuruz. Beyanda bulunacağız'' diye konuştu.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti (EGC) Başkanı Yılmaz Karaca'yı ziyaret eden Avcı, kentte bir yılı aşkın süre görev yaptığı belirtti.
Eskişehir'in bir emniyet müdürünün görev yapabileceği en güzel kentlerden biri olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:
''Ama kısmet bu kadarmış. Devlet memuru dediğimizde ikinci vasfı tayin olarak görülüyor. Bu normal olarak görülüyor. Bana verilen destekten dolayı herkese teşekkür ediyorum. Kent halkı da bana çok destek verdi. Onlara da teşekkür ediyorum. Kent halkının yarattığı ortam kentte güzel bir etki sağlıyor. Huzurlu ve yaşanabilir bir ortam sağlıyorlar. Kentte emniyet teşkilatı görevini kolaylıkla yapıyor.''
Bir gazetecinin YGS ile ilgili olarak bazı illerde operasyon yapıldığını hatırlatması üzerine Avcı, ''Tahkikat devam ediyor.İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur. Bir tarafında savcılık, bir tarafında emniyet olmak üzere bir araştırma, soruşturma devam ediyor biliyorum Ancak biraz beklemek lazım. Önemli olan boşlukları kapatıp tedbir almaktır. Bu kadar insanın menfaatini ilgilendiren bir olayda insanlar bencil düşünüp bilgileri kendi iyiliği doğrultusunda kullanabiliyor. Bu her toplumda vardır'' dedi.
-''HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİYE KATILMAYI DÜŞÜNMÜYORUM''-
Avcı, bir gazetecinin ''Birçok kişi sizin kitabınızı konuşuyor. Bunu nasıl yorumlayacaksınız?'' sorusu üzerine, hayatının belirli bir kısmını ve yaşadığı bazı olayları küçük örneklerle aktardığını, sistemin yanlış yürüyen kısımlarını gösterip geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunduğunu bildirdi.
''Kitaptan beklentim yok dediniz Ancak kitabın geliri 2 milyon lirayı geçmiş. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?'' sorusu üzerine Avcı, ''Bu çok abartılmış bir rakam. Yaklaşık bir hesap yapılmış. Tabiİ bir gelir olacak ancak o kadar değil. Bu kitabı yazarken maddi beklenti içinde değildim. 'Bana külfeti olmasın' demiştim. Yaklaşık 300 bin kitap satıldı. Rakam net çıktığında deklare edeceğiz. Zaten memuruz. Beyanda bulunacağız'' diye konuştu.
Evden kaçtı fuhuşa düştü
Bir çocuk annesi kadın, kocasının ihbarı üzerine, polis tarafından kurtarıldı. Olayla ilgili 4'ü kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Abdurrahman Ö.(30) isimli şahıs, bir ay önce evden ayrılan eşi Nuray Ö.'nün (30) hayat kadını olarak bildiği kişilerle birlikte yaşadığı ihbarında bulundu. İhbar üzerine harekete geçen Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliği Ahlak Büro ekipleri, belirtilen şahısları bazı park ve bahçelerde izlemeye başladı. Polis, Alemdar Mahallesi'nde yaşayan bir çocuk annesi Nuray Ö.'yü, hayat kadınları ile birlikte buldu.
Nuray Ö.'nün polisteki ifadesinde, yanlarına sığındığı arkadaşlarının kendisine 'fuhuş yapması için aracılık yaptığını' itiraf etti. Bunun üzerine, Özlem V.(29), Gülhan K.(35), Hüsne S.(29), Fatma Ş.(30) ve Hakan Ç.(29) isimli biri kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Emniyette fuhuştan kayıtları bulunan şahıslar, sorgularının ardından 'fuhuşa aracılık' suçundan adliyeye sevk edildi.
cihan
Abdurrahman Ö.(30) isimli şahıs, bir ay önce evden ayrılan eşi Nuray Ö.'nün (30) hayat kadını olarak bildiği kişilerle birlikte yaşadığı ihbarında bulundu. İhbar üzerine harekete geçen Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliği Ahlak Büro ekipleri, belirtilen şahısları bazı park ve bahçelerde izlemeye başladı. Polis, Alemdar Mahallesi'nde yaşayan bir çocuk annesi Nuray Ö.'yü, hayat kadınları ile birlikte buldu.
Nuray Ö.'nün polisteki ifadesinde, yanlarına sığındığı arkadaşlarının kendisine 'fuhuş yapması için aracılık yaptığını' itiraf etti. Bunun üzerine, Özlem V.(29), Gülhan K.(35), Hüsne S.(29), Fatma Ş.(30) ve Hakan Ç.(29) isimli biri kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Emniyette fuhuştan kayıtları bulunan şahıslar, sorgularının ardından 'fuhuşa aracılık' suçundan adliyeye sevk edildi.
cihan
12 Eylül'ün utanç belgeleri
12 Eylül Darbesinin ardından yapılan işkenceler ve gözaltında ölümlerinGenelkurmayArşivindeki dava dosyaları Devrimci 78'liler Federasyonu'nun çalışmaları sonucu ortaya çıktı. Dernek dosyaları 3 Eylül'de ‘utanç müzesi'nde sergileyecek. Eskimiş kağıtlardan dava dosyalarında ölümleri anlatılanlardan biri Satılmış Şahin Dokuyucu.
Ailesi ondan günlerce haber alamamıştı ve emniyetin altıncı katından düşerek öldüğü söylendi. Askeri savcılık hiç bir suçlu bulamadı. Öğretmen Zeynel Abidin Ceylan öldüğünde verilen elektriğin izleri bile üzerindeydi. Onu öldüren işkenceci karar duruşmasından bir ay önce tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Adana'da işkence ile öldürülen Cafer Dağdoğan'ın ölümü ise ‘merdivenden düştü' diye savunuluyor.
Yıllar sonra açığa çıkan dosyaların biri Devrimci Yol adlı örgüte üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Satılmış Şahin Dokuyucu'ya ait. Dokuyucu 15 Mart 1981 günüAnkaraEmniyet Müdürlüğünce göz altına alındı. Ailesi Emniyet'e başvurduğunda Dokuyucu'nun burada olmadığı, 18 Mart günü ise Satılmış Satılmış Şahin Dokuyucu'nun Emniyet'in 6. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği söylendi.
SAVCI SORUMLU BULAMADI!
Ölüm olayıyla ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı da başlattığı soruşturma sonucunda Dokuyucu'nun ölüm sebebinin düşmeye bağlı kalp ve damar yırtılması tespiti olduğu ifade edilerek takipsizlik kararı verildi. Savcılık takipsizlik kararında Dokuyucu'nun vücudundaki diğer yaraların düşmeyle meydana geldiğini iddia ederek, “bu nedenle olayda suçlu kimse bulunmadığı“ sonucuna vardı.
Arşivlerden çıkan bir diğer dosya da işkencede hayatını kaybeden 22 yaşındaki öğretmen Zeynel Abidin Ceylan'a ait. Ceylan 22 Eylül 1980 günü Ankara Aktepe'de bombalı pankart astığı iddiasıyla gözaltına alındı. Dava dosyasında belgelere göre, Ceylan'ın sorgusunu Ankara Emniyetinde Komiser Mustafa Haskırış üstlendi. Ceylan'ın sorgusu dört gün sürdü. Ceylan 26 Eylül 1980 tarihinde tekrar sorgu yapılması için saat beşte kaldığı hücrede alınmaya gidildiği sırada öldüğü fark edildi.
YOĞUN ELEKTRİĞİN İZLERİ
Askeri savcılık tarafından ölüm olayıyla ilgili olarak soruşturma başlatılır. Otopsi raporunda Ceylanın ölümün darbelere bağlı ‘kaburga kırığı' ve ‘iç kanama' sonucun yaşandığı, ayrıca yoğun elektrik verildiği tespiti yapıldı. Otopsi raporun Ceylan'a elektrik verildiği şu ifadelerle yer aldı: “Ayrıca vücudun değişik yerlerinde pire ısırığı şeklinde tanımlanan bulguların çerçevesinde kömürleşmiş dokularında tespiti nedeniyle ölümde elektrik yapıldığı amir olduğu tespiti olunmuştur.”
Ceylan'ın annesi Pelir Ceylan Savcılığa verdiği dilekçede oğlunun ölümünün kendilerinden günlerce saklandığını anlatıyor ve şunları ifade ediyordu: “Öldürülen oğlum lise öğretmeni olup sağlığı yerinde ve 22 yaşında herhangi bir olayla ilgisi olmayan çevresince sayılan ve sevilen bir kimsedir. Oğlum gözaltına alındıktan sonra gene görevli polislerce emniyet sarayında işkence edilerek öldürülmüştür.”
Pankart asma olayı ile ilgili olarak Ceylan ile birlikte göz altına Pakize Şimşek mahkemede verdiği ifadesinde gözaltına alındıktan sonra dört gün boyunca gözlerinin bağlandığı anlatarak, “Zeynel'i göstermişlerdi, kendisi ölmüştü. Cesedi tanımam için bana gösterdiler sonra da bana eğer sen de pankartı kabul etmezsen bu hale gelirsin dediler” diyor.
Askeri savcılık yaptığı soruşturma sonucunda Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde, Komiser Mustafa Haskırış hakkında ‘Kötü davranış sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla dava açıldı. Bilirkişi raporların Ceylan'ın işkence ile öldüğü tespitine rağmen, Komiser Haskırış bu iddiaları reddetti. Haskırış yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldı.
Yargılama sürerken, karar duruşmasından bir ay önce, 22 Eylül 1981 günü tahliye edildi ve Haskırış'dan bir daha haber alınamadı. (Haskırış ismi yıllar sonra 1997'de gerçekleştirilen organize bir suç örgütü operasyonunda “yardım yataklık” suçlamasıyla gündeme gelmişti)
Gözaltında işkencede öldürülen bir diğer isim TDKP/Halkın Kurtuluşu üyesi olduğu iddia edilen Cafer Dağdoğan. Dava dosyasındaki belgelere göre, Dağdoğan, 11 Aralık 1980 günü Adana'daki evinden gözaltına alındı. Dağdoğan, Adana Polis Kolejine götürüldü. Dağdoğan ailesi endişe içinde çocuklarını görmek istiyordu. İlk gün ‘Çocuğunuz burada değil' denildi. Polisler ikinci gün ailenin getirdiği giysileri aldı. Üçüncü gün ‘Çocuğunuz hastanede' dediler. Kendilerine bilgi verilmeyen aile mezarlıkları gezmeye başladı ve Dağdoğan'ın cesedi Adana Akkapı'daki kimsesizler mezarlığında buldular.
Olayla ilgili davada yargılanan Adana Emniyet Müdürlüğü Başkomiseri Mehmet Torun Cafer Dağdoğan'ın kendini merdivenlerden attığını ve yanına gittiklerinde ‘Örgüt beni yaşatmaz, onun için kendimi merdivenlerden attım' dediğini iddia etti.
ÖZKÖK'ÜN BAŞSAĞLIĞI
Torun ile birlikte yedi polise dava açıldı. Dağdoğan ailesi çocuklarının katillerini ortaya çıkarmak için verdikleri dilekçelere de Türkiye'nin 25. Genelkurmay Başkanı olan o dönemin Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekrteri Özel Kalem Müdürü sıfatıylaHilmi Özkökyanıt verdi. Özkök, Dağdoğan'ın ailesine başsağlığı diledikten sonra şunları belirtiyor: “Sanıkların tespit edildiğini kamu davası açıldığını iddianameleri hazırlanarak adalete sevk edildiğini bildirir acınızı paylaşır, başsağlığı dilerim.”
UTANÇ MÜZESİNDE SERGİLENECEK
12 Eylül döneminde gözaltında işkence ile öldürülen çok sayıda kişinin dava dosyasını Devrimci 78'liler Federasyonu 3 Eylül'de açacağı utanç müzesi sergileyecek. Satılmış Şahin Dokuyucu, Zeynel Abidin Ceylan ve Cafer Dağdoğan'ın dosyaları dışında Genelkurmay arşivinde elde edilen çok sayıda dosya da sergilenecek. Dernek adına konuşan Ruşen Sümbüloğlu,dosyaları sergileyerek, 12 Eylül'ün gerçek yüzünü bir kez daha çıkarmayı amaçladıklarını belirterek, “Amacımız 12 Eylül'ün işkenceci yüzünü bir daha ortaya çıkarmak. Ve bu davalarla ilgili yeniden yargılanma talebini dile getireceğiz” dedi.
Ailesi ondan günlerce haber alamamıştı ve emniyetin altıncı katından düşerek öldüğü söylendi. Askeri savcılık hiç bir suçlu bulamadı. Öğretmen Zeynel Abidin Ceylan öldüğünde verilen elektriğin izleri bile üzerindeydi. Onu öldüren işkenceci karar duruşmasından bir ay önce tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Adana'da işkence ile öldürülen Cafer Dağdoğan'ın ölümü ise ‘merdivenden düştü' diye savunuluyor.
Yıllar sonra açığa çıkan dosyaların biri Devrimci Yol adlı örgüte üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Satılmış Şahin Dokuyucu'ya ait. Dokuyucu 15 Mart 1981 günüAnkaraEmniyet Müdürlüğünce göz altına alındı. Ailesi Emniyet'e başvurduğunda Dokuyucu'nun burada olmadığı, 18 Mart günü ise Satılmış Satılmış Şahin Dokuyucu'nun Emniyet'in 6. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği söylendi.
SAVCI SORUMLU BULAMADI!
Ölüm olayıyla ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı da başlattığı soruşturma sonucunda Dokuyucu'nun ölüm sebebinin düşmeye bağlı kalp ve damar yırtılması tespiti olduğu ifade edilerek takipsizlik kararı verildi. Savcılık takipsizlik kararında Dokuyucu'nun vücudundaki diğer yaraların düşmeyle meydana geldiğini iddia ederek, “bu nedenle olayda suçlu kimse bulunmadığı“ sonucuna vardı.
Arşivlerden çıkan bir diğer dosya da işkencede hayatını kaybeden 22 yaşındaki öğretmen Zeynel Abidin Ceylan'a ait. Ceylan 22 Eylül 1980 günü Ankara Aktepe'de bombalı pankart astığı iddiasıyla gözaltına alındı. Dava dosyasında belgelere göre, Ceylan'ın sorgusunu Ankara Emniyetinde Komiser Mustafa Haskırış üstlendi. Ceylan'ın sorgusu dört gün sürdü. Ceylan 26 Eylül 1980 tarihinde tekrar sorgu yapılması için saat beşte kaldığı hücrede alınmaya gidildiği sırada öldüğü fark edildi.
YOĞUN ELEKTRİĞİN İZLERİ
Askeri savcılık tarafından ölüm olayıyla ilgili olarak soruşturma başlatılır. Otopsi raporunda Ceylanın ölümün darbelere bağlı ‘kaburga kırığı' ve ‘iç kanama' sonucun yaşandığı, ayrıca yoğun elektrik verildiği tespiti yapıldı. Otopsi raporun Ceylan'a elektrik verildiği şu ifadelerle yer aldı: “Ayrıca vücudun değişik yerlerinde pire ısırığı şeklinde tanımlanan bulguların çerçevesinde kömürleşmiş dokularında tespiti nedeniyle ölümde elektrik yapıldığı amir olduğu tespiti olunmuştur.”
Ceylan'ın annesi Pelir Ceylan Savcılığa verdiği dilekçede oğlunun ölümünün kendilerinden günlerce saklandığını anlatıyor ve şunları ifade ediyordu: “Öldürülen oğlum lise öğretmeni olup sağlığı yerinde ve 22 yaşında herhangi bir olayla ilgisi olmayan çevresince sayılan ve sevilen bir kimsedir. Oğlum gözaltına alındıktan sonra gene görevli polislerce emniyet sarayında işkence edilerek öldürülmüştür.”
Pankart asma olayı ile ilgili olarak Ceylan ile birlikte göz altına Pakize Şimşek mahkemede verdiği ifadesinde gözaltına alındıktan sonra dört gün boyunca gözlerinin bağlandığı anlatarak, “Zeynel'i göstermişlerdi, kendisi ölmüştü. Cesedi tanımam için bana gösterdiler sonra da bana eğer sen de pankartı kabul etmezsen bu hale gelirsin dediler” diyor.
Askeri savcılık yaptığı soruşturma sonucunda Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde, Komiser Mustafa Haskırış hakkında ‘Kötü davranış sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla dava açıldı. Bilirkişi raporların Ceylan'ın işkence ile öldüğü tespitine rağmen, Komiser Haskırış bu iddiaları reddetti. Haskırış yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldı.
Yargılama sürerken, karar duruşmasından bir ay önce, 22 Eylül 1981 günü tahliye edildi ve Haskırış'dan bir daha haber alınamadı. (Haskırış ismi yıllar sonra 1997'de gerçekleştirilen organize bir suç örgütü operasyonunda “yardım yataklık” suçlamasıyla gündeme gelmişti)
Gözaltında işkencede öldürülen bir diğer isim TDKP/Halkın Kurtuluşu üyesi olduğu iddia edilen Cafer Dağdoğan. Dava dosyasındaki belgelere göre, Dağdoğan, 11 Aralık 1980 günü Adana'daki evinden gözaltına alındı. Dağdoğan, Adana Polis Kolejine götürüldü. Dağdoğan ailesi endişe içinde çocuklarını görmek istiyordu. İlk gün ‘Çocuğunuz burada değil' denildi. Polisler ikinci gün ailenin getirdiği giysileri aldı. Üçüncü gün ‘Çocuğunuz hastanede' dediler. Kendilerine bilgi verilmeyen aile mezarlıkları gezmeye başladı ve Dağdoğan'ın cesedi Adana Akkapı'daki kimsesizler mezarlığında buldular.
Olayla ilgili davada yargılanan Adana Emniyet Müdürlüğü Başkomiseri Mehmet Torun Cafer Dağdoğan'ın kendini merdivenlerden attığını ve yanına gittiklerinde ‘Örgüt beni yaşatmaz, onun için kendimi merdivenlerden attım' dediğini iddia etti.
ÖZKÖK'ÜN BAŞSAĞLIĞI
Torun ile birlikte yedi polise dava açıldı. Dağdoğan ailesi çocuklarının katillerini ortaya çıkarmak için verdikleri dilekçelere de Türkiye'nin 25. Genelkurmay Başkanı olan o dönemin Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekrteri Özel Kalem Müdürü sıfatıylaHilmi Özkökyanıt verdi. Özkök, Dağdoğan'ın ailesine başsağlığı diledikten sonra şunları belirtiyor: “Sanıkların tespit edildiğini kamu davası açıldığını iddianameleri hazırlanarak adalete sevk edildiğini bildirir acınızı paylaşır, başsağlığı dilerim.”
UTANÇ MÜZESİNDE SERGİLENECEK
12 Eylül döneminde gözaltında işkence ile öldürülen çok sayıda kişinin dava dosyasını Devrimci 78'liler Federasyonu 3 Eylül'de açacağı utanç müzesi sergileyecek. Satılmış Şahin Dokuyucu, Zeynel Abidin Ceylan ve Cafer Dağdoğan'ın dosyaları dışında Genelkurmay arşivinde elde edilen çok sayıda dosya da sergilenecek. Dernek adına konuşan Ruşen Sümbüloğlu,dosyaları sergileyerek, 12 Eylül'ün gerçek yüzünü bir kez daha çıkarmayı amaçladıklarını belirterek, “Amacımız 12 Eylül'ün işkenceci yüzünü bir daha ortaya çıkarmak. Ve bu davalarla ilgili yeniden yargılanma talebini dile getireceğiz” dedi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)