Yapılan son değerlendirmelere göre; sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik görülmeyecek. Marmara ve Ege'de sağanak yağışlar etkili olacak.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün son verilerine göre, Marmara, Ege, Göller Yöresi, İç Anadolu'nun kuzeybatısı, Batı Karadeniz'in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun doğusu ile, Sinop, Samsun, Artvin ve Antalya'nın batı ilçelerinde (Elmalı, Korkuteli) sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların görüleceği tahmin ediliyor. Yağışların Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor.
Sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacak.
Rüzgar genellikle güney ve güneybatı (lodos) yönlerden hafif arasıra orta kuvvette, Kıyı Ege ile Marmara'nın batısında yer yer kuvvetli olarak (30-40 km/saat) esecek.
-KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI-
Yağışların, Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması beklendiğinden oluşabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yıldırım düşmesi, dolu vb.) ilgililerin ve vatandaşların tedbirli ve dikkatli olmaları gerekmekiyor.
'Yurt çocuğu' kavramı tarih oluyor
Evlerde kalan çocukların eğitim başarısının, sosyalleşmesinin, kişisel gelişiminin yüzde 500 arttığını söyleyen SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, "Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların, problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." dedi.
SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, kurumun, eskiden beri olması gereken, ancak çeşitli sebeplerden dolayı hayata geçirilemeyen yeni konseptine ilişkin açıklamada bulundu. Bu yeni anlayışa uygun olarak çocukların, eğer problem yoksa, ailelerinin yanında büyütüldüğünü, koruyucu aile yanına verildiğini ya da evlat edindirildiğini anlatan Barış, "Şu anda Türkiye'de 35 bin çocuğumuz bu konsept içerisinde ailelerinin yanında büyütülüp devlet tarafından destekleniyor. İkincisi, eğer çocuk ailesinin yanına verilemiyorsa bir apartmanda, dairesinde toplumla beraber, başlarında bakım elemanları kontrolünde, yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye'de 250 tane evimiz var. Buralarda bin 250 çocuk barınıyor. Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları, sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." diye konuştu.
Çocuk Evleri uygulamasına geçtikten sonra beklentilerin üstünde fayda sağladıklarını dile getiren İsmail Barış, "Yuvada 200-300 çocuğu bir araya koyarsanız kontrolü kolay olmuyor. Çocukların kişisel gelişiminde, eğitim başarısında, toplumla sosyalleşmesinde problemler vardı. Biz bunu başardık. Çocuğun kişisel gelişimi, eğitim başarısı, sosyalleşmesi yüzde 500 arttı." ifadesini kullandı.
İsmail Barış, cinsel ve ticari istismara uğradığı, şiddete maruz kaldığı için ailelerine veremedikleri, çocuk evlerine yerleştiremedikleri çocukların Sevgi Evleri'ni kullandığını söyledi. Barış, yan yana binalardan oluşan ve her birinde 3'er kişinin kaldığı Sevgi Evleri'nden 50 tane olduğunu ve 500 çocuğun barındığını belirtti.
(CİHAN)
SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, kurumun, eskiden beri olması gereken, ancak çeşitli sebeplerden dolayı hayata geçirilemeyen yeni konseptine ilişkin açıklamada bulundu. Bu yeni anlayışa uygun olarak çocukların, eğer problem yoksa, ailelerinin yanında büyütüldüğünü, koruyucu aile yanına verildiğini ya da evlat edindirildiğini anlatan Barış, "Şu anda Türkiye'de 35 bin çocuğumuz bu konsept içerisinde ailelerinin yanında büyütülüp devlet tarafından destekleniyor. İkincisi, eğer çocuk ailesinin yanına verilemiyorsa bir apartmanda, dairesinde toplumla beraber, başlarında bakım elemanları kontrolünde, yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye'de 250 tane evimiz var. Buralarda bin 250 çocuk barınıyor. Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları, sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." diye konuştu.
Çocuk Evleri uygulamasına geçtikten sonra beklentilerin üstünde fayda sağladıklarını dile getiren İsmail Barış, "Yuvada 200-300 çocuğu bir araya koyarsanız kontrolü kolay olmuyor. Çocukların kişisel gelişiminde, eğitim başarısında, toplumla sosyalleşmesinde problemler vardı. Biz bunu başardık. Çocuğun kişisel gelişimi, eğitim başarısı, sosyalleşmesi yüzde 500 arttı." ifadesini kullandı.
İsmail Barış, cinsel ve ticari istismara uğradığı, şiddete maruz kaldığı için ailelerine veremedikleri, çocuk evlerine yerleştiremedikleri çocukların Sevgi Evleri'ni kullandığını söyledi. Barış, yan yana binalardan oluşan ve her birinde 3'er kişinin kaldığı Sevgi Evleri'nden 50 tane olduğunu ve 500 çocuğun barındığını belirtti.
(CİHAN)
Kent trafiğine F1 çözümü
Fiberglastan, geri dönüştürülmüş plastik şişelerle çelik borulardan ve geleneksel anlamda otomobil üretiminde harcananın beşte biri malzemeyle yapılmış olsun...
2020 yılına gelindiğinde tüm dünyada trafiğe çıkan otomobil sayısının 2,5 milyarı bulacağı hesaba katıldığında böyle bir araç, trafik sıkışıklıklarını önlemede bir seçenek olabilir.
Aynı zamanda milyonlarca insanın su, enerji ya da çelik gibi kaynakları fazla tüketmeden otomobil sahibi olma hayaline ulaşmasını sağlayabilir.
BBC ekonomi muhabiri Jorn Madslien'ın haberine göre, işte bu otomobil sonunda üretildi.
Üç kişilik, 575 kilogram ağırlığında ve saatte en fazla 100 kilometre hız yapabilen bu otomobilin, 9 bin ABD dolarına satılması bekleniyor.
EFSANE OTOMOBİLLER
Tasarımın ardında ise hız düşkünlerinin kahramanı, Profesör Gordon Murray bulunuyor. Murray, bu şöhretini 70'li ve 80'li yıllarda Formula 1 yarış arabalarının tasarımını yapmasına borçlu.
Tasarladığı otomobiller, şimdiye dek sayısız Grand Prix'nin şampiyonu oldu. Ama Murray altı yıl önce Formula 1'den elini eteğini çekip bugüne kadarki otomobil üretim anlayışını bütünüyle değiştirebilecek bir hayalin peşine düştü.
FORMULA 1 ANLAYIŞI
Profesör Murray'nin hayali, Londra'nın güneyinde bir sanayi sitesindeki mütevazı bir binada hayat buldu. Murray ve McLaren'deyken beraber çalıştığı ekibi, T25 adını verdikleri kent içi trafiğe uygun, küçük bir otomobil üretti.
2020 yılına gelindiğinde tüm dünyada trafiğe çıkan otomobil sayısının 2,5 milyarı bulacağı hesaba katıldığında böyle bir araç, trafik sıkışıklıklarını önlemede bir seçenek olabilir.
Aynı zamanda milyonlarca insanın su, enerji ya da çelik gibi kaynakları fazla tüketmeden otomobil sahibi olma hayaline ulaşmasını sağlayabilir.
BBC ekonomi muhabiri Jorn Madslien'ın haberine göre, işte bu otomobil sonunda üretildi.
Üç kişilik, 575 kilogram ağırlığında ve saatte en fazla 100 kilometre hız yapabilen bu otomobilin, 9 bin ABD dolarına satılması bekleniyor.
EFSANE OTOMOBİLLER
Tasarımın ardında ise hız düşkünlerinin kahramanı, Profesör Gordon Murray bulunuyor. Murray, bu şöhretini 70'li ve 80'li yıllarda Formula 1 yarış arabalarının tasarımını yapmasına borçlu.
Tasarladığı otomobiller, şimdiye dek sayısız Grand Prix'nin şampiyonu oldu. Ama Murray altı yıl önce Formula 1'den elini eteğini çekip bugüne kadarki otomobil üretim anlayışını bütünüyle değiştirebilecek bir hayalin peşine düştü.
FORMULA 1 ANLAYIŞI
Profesör Murray'nin hayali, Londra'nın güneyinde bir sanayi sitesindeki mütevazı bir binada hayat buldu. Murray ve McLaren'deyken beraber çalıştığı ekibi, T25 adını verdikleri kent içi trafiğe uygun, küçük bir otomobil üretti.
Bunlar mı millete örnek (!) olacak?
M. FATİH GEDİMAN / TIMETURK
Türkiye'de toplumun televizyon kanalları aracılığı ile uyuşturulması dizilerin yanısıra programlarla da destekleniyor.
Türkiye'de SANATÇI deyince akla gelen tek olgunun şarkıcılık olması, bireylerin bu şekilde anılması için stüdyoya girmesini yeterli hale getirdi.
Mikrofonlar kendilerine uzatıldığında bir çırpıda bütün sorunları çözebilecek yetiye sahipmişçesine konuşan isimler, gündemden ve ülke adına meydana gelen gelişmelerden bîhaber, ekranlarda bacak şovlar, dans şovlar ve reyting çırpınışında.
Yıllardır ekranlardan düşmeyen ve bir cep telefonu, bir elektrikli süpürge için vatandaşların zaman ve ahlaki değerlerini gasp eden isimler, halka bomboş bir yaşam tarzını aşılıyor.
Seçimler yaklaştığında oy verecekleri partileri açıklayan, bir haksızlığa uğradıklarında "sanatçıya bu yapılır mı?", "bizler toplumun önderleriyiz" gibi demeçlerle yaşadıkları sorunlara isyan eden sanatçılar ekranlarda türlü taklalar atıyor.
EKRANDA BİRBİRİNE BİNİP DANS EDİYORLAR
Neredeyse yarım asırdır ekranlarda olan ve dudak uçuklatacak rakamlarla programlar yapan isimlerden Seda Sayan ve Mehmet Ali Erbil, bu sabah Sabahın Sedası adlı televizyon programında aldıkları parayı ne kadar hakettiklerini (!) bakın nasıl gösterdi.
Hande Yener isimli şarkıcının şarkı söylediği sırada stüdyonun dekorları ile yerlerde yuvarlanmak dahil türlü saçmalıklara imza atan Mehmet Ali Erbil, program bitmek üzereyken, yere eğilerek Yener'i üzerine bindirdi.
Mini eteği ile Mehmet Ali Erbil'in üzerine oturan Hande Yener, Erbil'in üzerinde dans etti!
Görüştüğümüz uzmanlar "Bu tür programların kişisel gelişimi tamamen durdurduğu ve beynin uyuşturulmasını sağladığının altını çizdiler. Programa stüdyo ya da telefon konuğu olarak katılan vatandaşların mutfak gereci gibi eşantiyon ürünler kazanma psikolojisiyle hareket ettiğini açıklayan uzmanlar bu davranışın büyük bir yanlış olduğunu bildirdiler.
Öte yandan çocuk gelişimcileri bu tür programların çocuklara kesinlikle izletilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyardılar.
Türkiye'de toplumun televizyon kanalları aracılığı ile uyuşturulması dizilerin yanısıra programlarla da destekleniyor.
Türkiye'de SANATÇI deyince akla gelen tek olgunun şarkıcılık olması, bireylerin bu şekilde anılması için stüdyoya girmesini yeterli hale getirdi.
Mikrofonlar kendilerine uzatıldığında bir çırpıda bütün sorunları çözebilecek yetiye sahipmişçesine konuşan isimler, gündemden ve ülke adına meydana gelen gelişmelerden bîhaber, ekranlarda bacak şovlar, dans şovlar ve reyting çırpınışında.
Yıllardır ekranlardan düşmeyen ve bir cep telefonu, bir elektrikli süpürge için vatandaşların zaman ve ahlaki değerlerini gasp eden isimler, halka bomboş bir yaşam tarzını aşılıyor.
Seçimler yaklaştığında oy verecekleri partileri açıklayan, bir haksızlığa uğradıklarında "sanatçıya bu yapılır mı?", "bizler toplumun önderleriyiz" gibi demeçlerle yaşadıkları sorunlara isyan eden sanatçılar ekranlarda türlü taklalar atıyor.
EKRANDA BİRBİRİNE BİNİP DANS EDİYORLAR
Neredeyse yarım asırdır ekranlarda olan ve dudak uçuklatacak rakamlarla programlar yapan isimlerden Seda Sayan ve Mehmet Ali Erbil, bu sabah Sabahın Sedası adlı televizyon programında aldıkları parayı ne kadar hakettiklerini (!) bakın nasıl gösterdi.
Hande Yener isimli şarkıcının şarkı söylediği sırada stüdyonun dekorları ile yerlerde yuvarlanmak dahil türlü saçmalıklara imza atan Mehmet Ali Erbil, program bitmek üzereyken, yere eğilerek Yener'i üzerine bindirdi.
Mini eteği ile Mehmet Ali Erbil'in üzerine oturan Hande Yener, Erbil'in üzerinde dans etti!
Görüştüğümüz uzmanlar "Bu tür programların kişisel gelişimi tamamen durdurduğu ve beynin uyuşturulmasını sağladığının altını çizdiler. Programa stüdyo ya da telefon konuğu olarak katılan vatandaşların mutfak gereci gibi eşantiyon ürünler kazanma psikolojisiyle hareket ettiğini açıklayan uzmanlar bu davranışın büyük bir yanlış olduğunu bildirdiler.
Öte yandan çocuk gelişimcileri bu tür programların çocuklara kesinlikle izletilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyardılar.
ÇYDD'ye Almanya desteği
Cuntz, 20 Eylül Pazartesi günü saat 16.00'da Almanya Büyükelçiliği Rezidansı'nda gerçekleştirilecek törenle, ÇYDD Ankara Şubesi'ne 24 bin 075 TL değerindeki yardım çekini takdim edecek.
Toplanan bağışların özellikle mağdur durumdaki kız çocukları ve ÇYDD'nin destek verdiği eğitim projelerine katkı sağlayacağı belirtildi. Büyükelçilik'ten yapılan açıklamada toplanan bağışın, geçtiğimiz haziran ayı içerisinde elçilik bahçesinde düzenlenen ve sanatçı Elif Yalçın'ın sahne aldığı "Yıldızların Altında Dans" konserinden elde edildiği kaydedildi.
Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında geçtiğimiz sene ÇYDD'nin merkez ve şubelerinde aramalar yapılmış, derneğin o dönem hayatta olan Başkanı Türkan Saylan'a yönelik muamele büyük tartışma konusu olmuştu.
Toplanan bağışların özellikle mağdur durumdaki kız çocukları ve ÇYDD'nin destek verdiği eğitim projelerine katkı sağlayacağı belirtildi. Büyükelçilik'ten yapılan açıklamada toplanan bağışın, geçtiğimiz haziran ayı içerisinde elçilik bahçesinde düzenlenen ve sanatçı Elif Yalçın'ın sahne aldığı "Yıldızların Altında Dans" konserinden elde edildiği kaydedildi.
Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında geçtiğimiz sene ÇYDD'nin merkez ve şubelerinde aramalar yapılmış, derneğin o dönem hayatta olan Başkanı Türkan Saylan'a yönelik muamele büyük tartışma konusu olmuştu.
Sav'dan Baykal'a: Fantezinle uğraşmayız!
Önder Sav: CHP ailesi içinde tartışma çıkaranları anlayamırorum.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, NTV canlı yayınında Deniz Baykal’a yanıt verdi.
Kurultay fantazileri ile uğraşacak değiliz
Önder Sav, NTV'den Sibel Erdem'e şu açıklamaları yaptı: “Son açıklamaları kişisel hırs olarak görüyorum, bunun dışında CHP yöneticileri olarak bir makinenin ahenkli dişlileri gibi çalışarak geleceği süratle hazırlamakla meşgulüz. Bunun dışında da hiçbir şeyle meşgul değiliz, kurultay fantezileriyle de meşgul olacak değiliz. Bunun ötesinde herhangi bir kişiye söyleyecek sözüm yoktur, hele hele CHP’de geride bıraktığımız 10 yılla ilgili değerlendirme yapmak bana yakışmaz.
Tüzük 21 Aralık’ta 2008’de değişti, 22 Mayıs’taki kongrede de değişiklik uygulanmadı. Şimdi de uygulanmıyor. Tüzük değişikliğinin önündeki engel ben değilim. Bugünlerde 100 tane falan anahtar var galiba, anahtarların kimde olduğunu bilmiyorum. Koleksiyon meraklılarına sorun.
Sayın Baykal’ın yıldız tabiriyle neyi kastettiğini anlamadım. CHP’de görev verildiği halde herkes yıldızlaşır, Baykal gönlünü ferah tutsun."
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, NTV canlı yayınında Deniz Baykal’a yanıt verdi.
Kurultay fantazileri ile uğraşacak değiliz
Önder Sav, NTV'den Sibel Erdem'e şu açıklamaları yaptı: “Son açıklamaları kişisel hırs olarak görüyorum, bunun dışında CHP yöneticileri olarak bir makinenin ahenkli dişlileri gibi çalışarak geleceği süratle hazırlamakla meşgulüz. Bunun dışında da hiçbir şeyle meşgul değiliz, kurultay fantezileriyle de meşgul olacak değiliz. Bunun ötesinde herhangi bir kişiye söyleyecek sözüm yoktur, hele hele CHP’de geride bıraktığımız 10 yılla ilgili değerlendirme yapmak bana yakışmaz.
Tüzük 21 Aralık’ta 2008’de değişti, 22 Mayıs’taki kongrede de değişiklik uygulanmadı. Şimdi de uygulanmıyor. Tüzük değişikliğinin önündeki engel ben değilim. Bugünlerde 100 tane falan anahtar var galiba, anahtarların kimde olduğunu bilmiyorum. Koleksiyon meraklılarına sorun.
Sayın Baykal’ın yıldız tabiriyle neyi kastettiğini anlamadım. CHP’de görev verildiği halde herkes yıldızlaşır, Baykal gönlünü ferah tutsun."
Darbecilere bir suç duyurusu daha
Çokyaşa, tüm12 Eylülmağdurlarına da 'hesaplaşma' çağrısında bulundu.
Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda 'evet' çıkmasının en önemli etkenlerinden bir tanesinin 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma zemini oluşturulacak olması olduğunu ifade eden Çokyaşa,12 Eylül döneminde hapis yattığını, işkence gördüğünü ve çeşitli haklarından mağdur edildiğini belirtti.
Çokyaşa, şöyle konuştu: "Ben 12 Eylül mağduru bir insan olarak 12 Eylül'de işkence gördüm ve iki seneye yakın aralıklarla hiçbir suçum olmaksızın hapishanelerde yattım. O günlerde bozulan psikolojik durumum nedeniyle uzun süre iş yapamaz duruma geldik. O günkü suçum milletimi sevmek, memleketimin daha iyi yönetilmesini sağlamak ve Türk milletini layık olduğu yere getirmek düşüncesiydi."
Ülkenin kaosla boğuştuğu yıllarda Isparta Eğitim Enstitüsü Öğrenci Dernek Başkanı olduğunu ve Ülkü Ocakları, Ülkü Yolu derneklerinde de yöneticilik görevinde bulunduğunu söyleyen Çokyaşa, o günkü ideallerinin insanlığa hizmet etmek Türk milleti olarak dünyaya adaleti, barışı ve insanca yaşamayı getirme hedefleri olduğunu anlattı.
O dönemlerde sadece ülkücülerin değil, devrimci olanların da büyük zorluklar yaşadığını anlatan Çokyaşa, "Bu suçlardan dolayı 12 Eylül zihniyeti bana ve benim gibi nice devrimci ve ülkücüleri kısacası fikri olan herkesi yasal olmayan şekillerde susturmak için işkenceye başvurmuştur. Benim kırıldığım, bu olayın 30 senedir hiç sorgulanmayışı ve 12 Eylül zihniyetiyle hesap sorulmayışıdır." şeklinde konuştu.
Çokyaşa, bundan sonra darbeci zihniyete sahip insanların suçsuz, günahsız, genç, çocuk yaşta ki insanların eziyet görmelerinin tarih olacağına inandığını kaydetti.
CİHAN
Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda 'evet' çıkmasının en önemli etkenlerinden bir tanesinin 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma zemini oluşturulacak olması olduğunu ifade eden Çokyaşa,12 Eylül döneminde hapis yattığını, işkence gördüğünü ve çeşitli haklarından mağdur edildiğini belirtti.
Çokyaşa, şöyle konuştu: "Ben 12 Eylül mağduru bir insan olarak 12 Eylül'de işkence gördüm ve iki seneye yakın aralıklarla hiçbir suçum olmaksızın hapishanelerde yattım. O günlerde bozulan psikolojik durumum nedeniyle uzun süre iş yapamaz duruma geldik. O günkü suçum milletimi sevmek, memleketimin daha iyi yönetilmesini sağlamak ve Türk milletini layık olduğu yere getirmek düşüncesiydi."
Ülkenin kaosla boğuştuğu yıllarda Isparta Eğitim Enstitüsü Öğrenci Dernek Başkanı olduğunu ve Ülkü Ocakları, Ülkü Yolu derneklerinde de yöneticilik görevinde bulunduğunu söyleyen Çokyaşa, o günkü ideallerinin insanlığa hizmet etmek Türk milleti olarak dünyaya adaleti, barışı ve insanca yaşamayı getirme hedefleri olduğunu anlattı.
O dönemlerde sadece ülkücülerin değil, devrimci olanların da büyük zorluklar yaşadığını anlatan Çokyaşa, "Bu suçlardan dolayı 12 Eylül zihniyeti bana ve benim gibi nice devrimci ve ülkücüleri kısacası fikri olan herkesi yasal olmayan şekillerde susturmak için işkenceye başvurmuştur. Benim kırıldığım, bu olayın 30 senedir hiç sorgulanmayışı ve 12 Eylül zihniyetiyle hesap sorulmayışıdır." şeklinde konuştu.
Çokyaşa, bundan sonra darbeci zihniyete sahip insanların suçsuz, günahsız, genç, çocuk yaşta ki insanların eziyet görmelerinin tarih olacağına inandığını kaydetti.
CİHAN
Beyefendinin yokuşu
ENGİN ARDIÇ - SABAH
Referandumda bizim gibi "yetmez ama evetçiler" olduğu kadar "yetmez ama hayırcılar" da çıkacak...
Türkçe de bilmiyorlar. "Yetmez ama hayır" ne demek? "Hayır çünkü yetmez" deseler anlayacağız.
Yetmiyorsa "ama" kelimesinin orada ne işi var?
Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biri galiba!
Vargücüyle hayır propagandası yapıyor, çünkü efendim, çıkmaz ayın son çarşambasında kendisi iktidara gelince "daha iyisini" hazırlayacakmış. "Oyunu ver, gerisini merak etme sen" basitliği...
Yani, 12 Eylül Anayasası'ndan o da memnun değilmiş vallahi! Ne de olsa az biraz bir solculuğu var gençliğinden...
Fakat Sayın Kılıçdaroğlu, bu kendi yapacakları "değişik" Anayasa'nın nasıl bir şey olacağını kendisi de bilmiyor. Amigoluğunu yapan emekli memur gazeteleri birinci sayfalarında "nasıl bir Anayasa istiyoruz" başlıklı kutular açıyorlar, okuyorsunuz, nasıl bir Anayasa istedikleri konusunda hiçbir bilgi yok!
Demek ki yeni bir Anayasa istediği falan yok, toplumda esen değişiklik yellerine karşı çıkamayıp "istermiş gibi" yapmak zorunda kalıyor, "12 Eylül'den memnunuz" demeye de utandığı için herhalde...
Kıvırtmanın en güzel yolu da, lafı ve işi yokuşa sürmek.
Nasıl hazırlanacakmış bu Kılıçdaroğlu Anayasası?
"Meslek kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, yargı çevresi ve önde gelen düşünürlerden görüş alınacakmış, buna göre çerçeve belirlenecekmiş"...
İlahi Kemal Bey! Bugüne kadar meslek kuruluşlarından, üniversitelerden, sivil toplum örgütlerinden, yargı çevrelerinden ve hele hele "önde gelen düşünürlerden" bu konuda görüşünü belirtmeyen kaldı mı?
Herkesin rengi de belli, ne dediği ne yaptığı da.
Daha ne görüşü alıp vereceksiniz?
Bu görüşleri "Anayasa uzmanları" alıp (CHP eğilimli bürokratlar) bir "ilkeler bildirisi" hazırlayacaklarmış, bu bildiri kamuoyunun değerlendirmesine açılacakmış (Aydın Doğan'ın borazan organlarında tartışılması tercih edilecektir), "gerekli değişiklikler" yapılacakmış, sonra bu da bütün siyasi partilere sunulacakmış...
Eh, hangisinin neye taş koyacağı belli olduğuna göre!
Bunun dışında da, bilinen "yaveleri" tekrarlıyor: Toplumun bütününü kucaklamak, sivil toplumun daha fazla güçlenmesi, özel hayatın korunmasına daha büyük önem verilmesi, falan filan. Tipik sosyaldemokrat ağızları, kimsenin karşı çıkmayacağı, önemli gibi görünen boş laflar.
Kemal Bey'in bu saçmasapan projesi, hukuk fakültelerinde "Anayasa nasıl yapılmaz" ya da "Anayasa nasıl sürüncemede bırakılır" dersinde okutulmalıdır.
Aklınca işi yokuşa sürdüğünü sanmayı sürdürsün ve mutlu olsun.
Bu arada başbakan da "yetmez ama evetçilerden" çıktı.
12 Eylül referandumunun bir "kapı aralama" sayılması gerektiğini, asıl seçimden sonra yepyeni, "sıfırdan" bir Anayasa taslağıyla geleceklerini açıkladı.
Elbette gene meclisten geçecek, elbette Anayasa Mahkemesi gene engel olacak, elbette gene referanduma gidilecek ve elbette halkoyuyla kabul edilecek!
Kemal Bey, bu gibi yokuş arayışlarıyla vakit ve enerji tüketeceğine, otursun da, önce referandum yenilgisinden, arkasından yeni bir seçim yenilgisinden sonra partiyi birbirine katacak olan Deniz Baykal'la, belki de Mustafa Sarıgül'le nasıl başa çıkacağını şimdiden düşünmeye koyulsun...
Referandumda bizim gibi "yetmez ama evetçiler" olduğu kadar "yetmez ama hayırcılar" da çıkacak...
Türkçe de bilmiyorlar. "Yetmez ama hayır" ne demek? "Hayır çünkü yetmez" deseler anlayacağız.
Yetmiyorsa "ama" kelimesinin orada ne işi var?
Sayın Kılıçdaroğlu da bunlardan biri galiba!
Vargücüyle hayır propagandası yapıyor, çünkü efendim, çıkmaz ayın son çarşambasında kendisi iktidara gelince "daha iyisini" hazırlayacakmış. "Oyunu ver, gerisini merak etme sen" basitliği...
Yani, 12 Eylül Anayasası'ndan o da memnun değilmiş vallahi! Ne de olsa az biraz bir solculuğu var gençliğinden...
Fakat Sayın Kılıçdaroğlu, bu kendi yapacakları "değişik" Anayasa'nın nasıl bir şey olacağını kendisi de bilmiyor. Amigoluğunu yapan emekli memur gazeteleri birinci sayfalarında "nasıl bir Anayasa istiyoruz" başlıklı kutular açıyorlar, okuyorsunuz, nasıl bir Anayasa istedikleri konusunda hiçbir bilgi yok!
Demek ki yeni bir Anayasa istediği falan yok, toplumda esen değişiklik yellerine karşı çıkamayıp "istermiş gibi" yapmak zorunda kalıyor, "12 Eylül'den memnunuz" demeye de utandığı için herhalde...
Kıvırtmanın en güzel yolu da, lafı ve işi yokuşa sürmek.
Nasıl hazırlanacakmış bu Kılıçdaroğlu Anayasası?
"Meslek kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, yargı çevresi ve önde gelen düşünürlerden görüş alınacakmış, buna göre çerçeve belirlenecekmiş"...
İlahi Kemal Bey! Bugüne kadar meslek kuruluşlarından, üniversitelerden, sivil toplum örgütlerinden, yargı çevrelerinden ve hele hele "önde gelen düşünürlerden" bu konuda görüşünü belirtmeyen kaldı mı?
Herkesin rengi de belli, ne dediği ne yaptığı da.
Daha ne görüşü alıp vereceksiniz?
Bu görüşleri "Anayasa uzmanları" alıp (CHP eğilimli bürokratlar) bir "ilkeler bildirisi" hazırlayacaklarmış, bu bildiri kamuoyunun değerlendirmesine açılacakmış (Aydın Doğan'ın borazan organlarında tartışılması tercih edilecektir), "gerekli değişiklikler" yapılacakmış, sonra bu da bütün siyasi partilere sunulacakmış...
Eh, hangisinin neye taş koyacağı belli olduğuna göre!
Bunun dışında da, bilinen "yaveleri" tekrarlıyor: Toplumun bütününü kucaklamak, sivil toplumun daha fazla güçlenmesi, özel hayatın korunmasına daha büyük önem verilmesi, falan filan. Tipik sosyaldemokrat ağızları, kimsenin karşı çıkmayacağı, önemli gibi görünen boş laflar.
Kemal Bey'in bu saçmasapan projesi, hukuk fakültelerinde "Anayasa nasıl yapılmaz" ya da "Anayasa nasıl sürüncemede bırakılır" dersinde okutulmalıdır.
Aklınca işi yokuşa sürdüğünü sanmayı sürdürsün ve mutlu olsun.
Bu arada başbakan da "yetmez ama evetçilerden" çıktı.
12 Eylül referandumunun bir "kapı aralama" sayılması gerektiğini, asıl seçimden sonra yepyeni, "sıfırdan" bir Anayasa taslağıyla geleceklerini açıkladı.
Elbette gene meclisten geçecek, elbette Anayasa Mahkemesi gene engel olacak, elbette gene referanduma gidilecek ve elbette halkoyuyla kabul edilecek!
Kemal Bey, bu gibi yokuş arayışlarıyla vakit ve enerji tüketeceğine, otursun da, önce referandum yenilgisinden, arkasından yeni bir seçim yenilgisinden sonra partiyi birbirine katacak olan Deniz Baykal'la, belki de Mustafa Sarıgül'le nasıl başa çıkacağını şimdiden düşünmeye koyulsun...
El ele vermiş 'HAYIR'severler(!)
TİMETURK / HABER MERKEZİ
Türkiye'de kesintisiz demokrasiye ve tamamen yeni bir anayasa yapılmasına giden yolu açacak olan değişikliğe HAYIR diyenlerin birlikteliği şaşırtıyor..
Birbiriyle ilgisi olmayan, normal şartlar altında aynı karede dahi görünmekten çekinen parti ve isimler, AK Parti kini HAYIR çatısı altında buluştu.
İŞTE HAYIRCILARIN OLUŞTURDUĞU HALAY ÇEMBERİNDEN 4 İSİM:
Türkiye'de kesintisiz demokrasiye ve tamamen yeni bir anayasa yapılmasına giden yolu açacak olan değişikliğe HAYIR diyenlerin birlikteliği şaşırtıyor..
Birbiriyle ilgisi olmayan, normal şartlar altında aynı karede dahi görünmekten çekinen parti ve isimler, AK Parti kini HAYIR çatısı altında buluştu.
İŞTE HAYIRCILARIN OLUŞTURDUĞU HALAY ÇEMBERİNDEN 4 İSİM:
Hanefi Avcı'nın görev almak istediği birim
Kendi isteğiyle merkeze alınan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile ilgili olarak bazı illerde yapılan operasyona ilişkin ''Tahkikat devam ediyor. İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur'' dedi.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti (EGC) Başkanı Yılmaz Karaca'yı ziyaret eden Avcı, kentte bir yılı aşkın süre görev yaptığı belirtti.
Eskişehir'in bir emniyet müdürünün görev yapabileceği en güzel kentlerden biri olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:
''Ama kısmet bu kadarmış. Devlet memuru dediğimizde ikinci vasfı tayin olarak görülüyor. Bu normal olarak görülüyor. Bana verilen destekten dolayı herkese teşekkür ediyorum. Kent halkı da bana çok destek verdi. Onlara da teşekkür ediyorum. Kent halkının yarattığı ortam kentte güzel bir etki sağlıyor. Huzurlu ve yaşanabilir bir ortam sağlıyorlar. Kentte emniyet teşkilatı görevini kolaylıkla yapıyor.''
Bir gazetecinin YGS ile ilgili olarak bazı illerde operasyon yapıldığını hatırlatması üzerine Avcı, ''Tahkikat devam ediyor.İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur. Bir tarafında savcılık, bir tarafında emniyet olmak üzere bir araştırma, soruşturma devam ediyor biliyorum Ancak biraz beklemek lazım. Önemli olan boşlukları kapatıp tedbir almaktır. Bu kadar insanın menfaatini ilgilendiren bir olayda insanlar bencil düşünüp bilgileri kendi iyiliği doğrultusunda kullanabiliyor. Bu her toplumda vardır'' dedi.
-''HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİYE KATILMAYI DÜŞÜNMÜYORUM''-
Avcı, bir gazetecinin ''Birçok kişi sizin kitabınızı konuşuyor. Bunu nasıl yorumlayacaksınız?'' sorusu üzerine, hayatının belirli bir kısmını ve yaşadığı bazı olayları küçük örneklerle aktardığını, sistemin yanlış yürüyen kısımlarını gösterip geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunduğunu bildirdi.
''Kitaptan beklentim yok dediniz Ancak kitabın geliri 2 milyon lirayı geçmiş. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?'' sorusu üzerine Avcı, ''Bu çok abartılmış bir rakam. Yaklaşık bir hesap yapılmış. Tabiİ bir gelir olacak ancak o kadar değil. Bu kitabı yazarken maddi beklenti içinde değildim. 'Bana külfeti olmasın' demiştim. Yaklaşık 300 bin kitap satıldı. Rakam net çıktığında deklare edeceğiz. Zaten memuruz. Beyanda bulunacağız'' diye konuştu.
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti (EGC) Başkanı Yılmaz Karaca'yı ziyaret eden Avcı, kentte bir yılı aşkın süre görev yaptığı belirtti.
Eskişehir'in bir emniyet müdürünün görev yapabileceği en güzel kentlerden biri olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:
''Ama kısmet bu kadarmış. Devlet memuru dediğimizde ikinci vasfı tayin olarak görülüyor. Bu normal olarak görülüyor. Bana verilen destekten dolayı herkese teşekkür ediyorum. Kent halkı da bana çok destek verdi. Onlara da teşekkür ediyorum. Kent halkının yarattığı ortam kentte güzel bir etki sağlıyor. Huzurlu ve yaşanabilir bir ortam sağlıyorlar. Kentte emniyet teşkilatı görevini kolaylıkla yapıyor.''
Bir gazetecinin YGS ile ilgili olarak bazı illerde operasyon yapıldığını hatırlatması üzerine Avcı, ''Tahkikat devam ediyor.İçeriği hakkında fazla bir şey söylemek erken olur. Bir tarafında savcılık, bir tarafında emniyet olmak üzere bir araştırma, soruşturma devam ediyor biliyorum Ancak biraz beklemek lazım. Önemli olan boşlukları kapatıp tedbir almaktır. Bu kadar insanın menfaatini ilgilendiren bir olayda insanlar bencil düşünüp bilgileri kendi iyiliği doğrultusunda kullanabiliyor. Bu her toplumda vardır'' dedi.
-''HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİYE KATILMAYI DÜŞÜNMÜYORUM''-
Avcı, bir gazetecinin ''Birçok kişi sizin kitabınızı konuşuyor. Bunu nasıl yorumlayacaksınız?'' sorusu üzerine, hayatının belirli bir kısmını ve yaşadığı bazı olayları küçük örneklerle aktardığını, sistemin yanlış yürüyen kısımlarını gösterip geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunduğunu bildirdi.
''Kitaptan beklentim yok dediniz Ancak kitabın geliri 2 milyon lirayı geçmiş. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?'' sorusu üzerine Avcı, ''Bu çok abartılmış bir rakam. Yaklaşık bir hesap yapılmış. Tabiİ bir gelir olacak ancak o kadar değil. Bu kitabı yazarken maddi beklenti içinde değildim. 'Bana külfeti olmasın' demiştim. Yaklaşık 300 bin kitap satıldı. Rakam net çıktığında deklare edeceğiz. Zaten memuruz. Beyanda bulunacağız'' diye konuştu.
Evden kaçtı fuhuşa düştü
Bir çocuk annesi kadın, kocasının ihbarı üzerine, polis tarafından kurtarıldı. Olayla ilgili 4'ü kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Abdurrahman Ö.(30) isimli şahıs, bir ay önce evden ayrılan eşi Nuray Ö.'nün (30) hayat kadını olarak bildiği kişilerle birlikte yaşadığı ihbarında bulundu. İhbar üzerine harekete geçen Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliği Ahlak Büro ekipleri, belirtilen şahısları bazı park ve bahçelerde izlemeye başladı. Polis, Alemdar Mahallesi'nde yaşayan bir çocuk annesi Nuray Ö.'yü, hayat kadınları ile birlikte buldu.
Nuray Ö.'nün polisteki ifadesinde, yanlarına sığındığı arkadaşlarının kendisine 'fuhuş yapması için aracılık yaptığını' itiraf etti. Bunun üzerine, Özlem V.(29), Gülhan K.(35), Hüsne S.(29), Fatma Ş.(30) ve Hakan Ç.(29) isimli biri kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Emniyette fuhuştan kayıtları bulunan şahıslar, sorgularının ardından 'fuhuşa aracılık' suçundan adliyeye sevk edildi.
cihan
Abdurrahman Ö.(30) isimli şahıs, bir ay önce evden ayrılan eşi Nuray Ö.'nün (30) hayat kadını olarak bildiği kişilerle birlikte yaşadığı ihbarında bulundu. İhbar üzerine harekete geçen Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliği Ahlak Büro ekipleri, belirtilen şahısları bazı park ve bahçelerde izlemeye başladı. Polis, Alemdar Mahallesi'nde yaşayan bir çocuk annesi Nuray Ö.'yü, hayat kadınları ile birlikte buldu.
Nuray Ö.'nün polisteki ifadesinde, yanlarına sığındığı arkadaşlarının kendisine 'fuhuş yapması için aracılık yaptığını' itiraf etti. Bunun üzerine, Özlem V.(29), Gülhan K.(35), Hüsne S.(29), Fatma Ş.(30) ve Hakan Ç.(29) isimli biri kadın 5 kişi gözaltına alındı.
Emniyette fuhuştan kayıtları bulunan şahıslar, sorgularının ardından 'fuhuşa aracılık' suçundan adliyeye sevk edildi.
cihan
12 Eylül'ün utanç belgeleri
12 Eylül Darbesinin ardından yapılan işkenceler ve gözaltında ölümlerinGenelkurmayArşivindeki dava dosyaları Devrimci 78'liler Federasyonu'nun çalışmaları sonucu ortaya çıktı. Dernek dosyaları 3 Eylül'de ‘utanç müzesi'nde sergileyecek. Eskimiş kağıtlardan dava dosyalarında ölümleri anlatılanlardan biri Satılmış Şahin Dokuyucu.
Ailesi ondan günlerce haber alamamıştı ve emniyetin altıncı katından düşerek öldüğü söylendi. Askeri savcılık hiç bir suçlu bulamadı. Öğretmen Zeynel Abidin Ceylan öldüğünde verilen elektriğin izleri bile üzerindeydi. Onu öldüren işkenceci karar duruşmasından bir ay önce tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Adana'da işkence ile öldürülen Cafer Dağdoğan'ın ölümü ise ‘merdivenden düştü' diye savunuluyor.
Yıllar sonra açığa çıkan dosyaların biri Devrimci Yol adlı örgüte üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Satılmış Şahin Dokuyucu'ya ait. Dokuyucu 15 Mart 1981 günüAnkaraEmniyet Müdürlüğünce göz altına alındı. Ailesi Emniyet'e başvurduğunda Dokuyucu'nun burada olmadığı, 18 Mart günü ise Satılmış Satılmış Şahin Dokuyucu'nun Emniyet'in 6. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği söylendi.
SAVCI SORUMLU BULAMADI!
Ölüm olayıyla ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı da başlattığı soruşturma sonucunda Dokuyucu'nun ölüm sebebinin düşmeye bağlı kalp ve damar yırtılması tespiti olduğu ifade edilerek takipsizlik kararı verildi. Savcılık takipsizlik kararında Dokuyucu'nun vücudundaki diğer yaraların düşmeyle meydana geldiğini iddia ederek, “bu nedenle olayda suçlu kimse bulunmadığı“ sonucuna vardı.
Arşivlerden çıkan bir diğer dosya da işkencede hayatını kaybeden 22 yaşındaki öğretmen Zeynel Abidin Ceylan'a ait. Ceylan 22 Eylül 1980 günü Ankara Aktepe'de bombalı pankart astığı iddiasıyla gözaltına alındı. Dava dosyasında belgelere göre, Ceylan'ın sorgusunu Ankara Emniyetinde Komiser Mustafa Haskırış üstlendi. Ceylan'ın sorgusu dört gün sürdü. Ceylan 26 Eylül 1980 tarihinde tekrar sorgu yapılması için saat beşte kaldığı hücrede alınmaya gidildiği sırada öldüğü fark edildi.
YOĞUN ELEKTRİĞİN İZLERİ
Askeri savcılık tarafından ölüm olayıyla ilgili olarak soruşturma başlatılır. Otopsi raporunda Ceylanın ölümün darbelere bağlı ‘kaburga kırığı' ve ‘iç kanama' sonucun yaşandığı, ayrıca yoğun elektrik verildiği tespiti yapıldı. Otopsi raporun Ceylan'a elektrik verildiği şu ifadelerle yer aldı: “Ayrıca vücudun değişik yerlerinde pire ısırığı şeklinde tanımlanan bulguların çerçevesinde kömürleşmiş dokularında tespiti nedeniyle ölümde elektrik yapıldığı amir olduğu tespiti olunmuştur.”
Ceylan'ın annesi Pelir Ceylan Savcılığa verdiği dilekçede oğlunun ölümünün kendilerinden günlerce saklandığını anlatıyor ve şunları ifade ediyordu: “Öldürülen oğlum lise öğretmeni olup sağlığı yerinde ve 22 yaşında herhangi bir olayla ilgisi olmayan çevresince sayılan ve sevilen bir kimsedir. Oğlum gözaltına alındıktan sonra gene görevli polislerce emniyet sarayında işkence edilerek öldürülmüştür.”
Pankart asma olayı ile ilgili olarak Ceylan ile birlikte göz altına Pakize Şimşek mahkemede verdiği ifadesinde gözaltına alındıktan sonra dört gün boyunca gözlerinin bağlandığı anlatarak, “Zeynel'i göstermişlerdi, kendisi ölmüştü. Cesedi tanımam için bana gösterdiler sonra da bana eğer sen de pankartı kabul etmezsen bu hale gelirsin dediler” diyor.
Askeri savcılık yaptığı soruşturma sonucunda Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde, Komiser Mustafa Haskırış hakkında ‘Kötü davranış sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla dava açıldı. Bilirkişi raporların Ceylan'ın işkence ile öldüğü tespitine rağmen, Komiser Haskırış bu iddiaları reddetti. Haskırış yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldı.
Yargılama sürerken, karar duruşmasından bir ay önce, 22 Eylül 1981 günü tahliye edildi ve Haskırış'dan bir daha haber alınamadı. (Haskırış ismi yıllar sonra 1997'de gerçekleştirilen organize bir suç örgütü operasyonunda “yardım yataklık” suçlamasıyla gündeme gelmişti)
Gözaltında işkencede öldürülen bir diğer isim TDKP/Halkın Kurtuluşu üyesi olduğu iddia edilen Cafer Dağdoğan. Dava dosyasındaki belgelere göre, Dağdoğan, 11 Aralık 1980 günü Adana'daki evinden gözaltına alındı. Dağdoğan, Adana Polis Kolejine götürüldü. Dağdoğan ailesi endişe içinde çocuklarını görmek istiyordu. İlk gün ‘Çocuğunuz burada değil' denildi. Polisler ikinci gün ailenin getirdiği giysileri aldı. Üçüncü gün ‘Çocuğunuz hastanede' dediler. Kendilerine bilgi verilmeyen aile mezarlıkları gezmeye başladı ve Dağdoğan'ın cesedi Adana Akkapı'daki kimsesizler mezarlığında buldular.
Olayla ilgili davada yargılanan Adana Emniyet Müdürlüğü Başkomiseri Mehmet Torun Cafer Dağdoğan'ın kendini merdivenlerden attığını ve yanına gittiklerinde ‘Örgüt beni yaşatmaz, onun için kendimi merdivenlerden attım' dediğini iddia etti.
ÖZKÖK'ÜN BAŞSAĞLIĞI
Torun ile birlikte yedi polise dava açıldı. Dağdoğan ailesi çocuklarının katillerini ortaya çıkarmak için verdikleri dilekçelere de Türkiye'nin 25. Genelkurmay Başkanı olan o dönemin Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekrteri Özel Kalem Müdürü sıfatıylaHilmi Özkökyanıt verdi. Özkök, Dağdoğan'ın ailesine başsağlığı diledikten sonra şunları belirtiyor: “Sanıkların tespit edildiğini kamu davası açıldığını iddianameleri hazırlanarak adalete sevk edildiğini bildirir acınızı paylaşır, başsağlığı dilerim.”
UTANÇ MÜZESİNDE SERGİLENECEK
12 Eylül döneminde gözaltında işkence ile öldürülen çok sayıda kişinin dava dosyasını Devrimci 78'liler Federasyonu 3 Eylül'de açacağı utanç müzesi sergileyecek. Satılmış Şahin Dokuyucu, Zeynel Abidin Ceylan ve Cafer Dağdoğan'ın dosyaları dışında Genelkurmay arşivinde elde edilen çok sayıda dosya da sergilenecek. Dernek adına konuşan Ruşen Sümbüloğlu,dosyaları sergileyerek, 12 Eylül'ün gerçek yüzünü bir kez daha çıkarmayı amaçladıklarını belirterek, “Amacımız 12 Eylül'ün işkenceci yüzünü bir daha ortaya çıkarmak. Ve bu davalarla ilgili yeniden yargılanma talebini dile getireceğiz” dedi.
Ailesi ondan günlerce haber alamamıştı ve emniyetin altıncı katından düşerek öldüğü söylendi. Askeri savcılık hiç bir suçlu bulamadı. Öğretmen Zeynel Abidin Ceylan öldüğünde verilen elektriğin izleri bile üzerindeydi. Onu öldüren işkenceci karar duruşmasından bir ay önce tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Adana'da işkence ile öldürülen Cafer Dağdoğan'ın ölümü ise ‘merdivenden düştü' diye savunuluyor.
Yıllar sonra açığa çıkan dosyaların biri Devrimci Yol adlı örgüte üye olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Satılmış Şahin Dokuyucu'ya ait. Dokuyucu 15 Mart 1981 günüAnkaraEmniyet Müdürlüğünce göz altına alındı. Ailesi Emniyet'e başvurduğunda Dokuyucu'nun burada olmadığı, 18 Mart günü ise Satılmış Satılmış Şahin Dokuyucu'nun Emniyet'in 6. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği söylendi.
SAVCI SORUMLU BULAMADI!
Ölüm olayıyla ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı da başlattığı soruşturma sonucunda Dokuyucu'nun ölüm sebebinin düşmeye bağlı kalp ve damar yırtılması tespiti olduğu ifade edilerek takipsizlik kararı verildi. Savcılık takipsizlik kararında Dokuyucu'nun vücudundaki diğer yaraların düşmeyle meydana geldiğini iddia ederek, “bu nedenle olayda suçlu kimse bulunmadığı“ sonucuna vardı.
Arşivlerden çıkan bir diğer dosya da işkencede hayatını kaybeden 22 yaşındaki öğretmen Zeynel Abidin Ceylan'a ait. Ceylan 22 Eylül 1980 günü Ankara Aktepe'de bombalı pankart astığı iddiasıyla gözaltına alındı. Dava dosyasında belgelere göre, Ceylan'ın sorgusunu Ankara Emniyetinde Komiser Mustafa Haskırış üstlendi. Ceylan'ın sorgusu dört gün sürdü. Ceylan 26 Eylül 1980 tarihinde tekrar sorgu yapılması için saat beşte kaldığı hücrede alınmaya gidildiği sırada öldüğü fark edildi.
YOĞUN ELEKTRİĞİN İZLERİ
Askeri savcılık tarafından ölüm olayıyla ilgili olarak soruşturma başlatılır. Otopsi raporunda Ceylanın ölümün darbelere bağlı ‘kaburga kırığı' ve ‘iç kanama' sonucun yaşandığı, ayrıca yoğun elektrik verildiği tespiti yapıldı. Otopsi raporun Ceylan'a elektrik verildiği şu ifadelerle yer aldı: “Ayrıca vücudun değişik yerlerinde pire ısırığı şeklinde tanımlanan bulguların çerçevesinde kömürleşmiş dokularında tespiti nedeniyle ölümde elektrik yapıldığı amir olduğu tespiti olunmuştur.”
Ceylan'ın annesi Pelir Ceylan Savcılığa verdiği dilekçede oğlunun ölümünün kendilerinden günlerce saklandığını anlatıyor ve şunları ifade ediyordu: “Öldürülen oğlum lise öğretmeni olup sağlığı yerinde ve 22 yaşında herhangi bir olayla ilgisi olmayan çevresince sayılan ve sevilen bir kimsedir. Oğlum gözaltına alındıktan sonra gene görevli polislerce emniyet sarayında işkence edilerek öldürülmüştür.”
Pankart asma olayı ile ilgili olarak Ceylan ile birlikte göz altına Pakize Şimşek mahkemede verdiği ifadesinde gözaltına alındıktan sonra dört gün boyunca gözlerinin bağlandığı anlatarak, “Zeynel'i göstermişlerdi, kendisi ölmüştü. Cesedi tanımam için bana gösterdiler sonra da bana eğer sen de pankartı kabul etmezsen bu hale gelirsin dediler” diyor.
Askeri savcılık yaptığı soruşturma sonucunda Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde, Komiser Mustafa Haskırış hakkında ‘Kötü davranış sonucu ölüme sebebiyet verme' suçlamasıyla dava açıldı. Bilirkişi raporların Ceylan'ın işkence ile öldüğü tespitine rağmen, Komiser Haskırış bu iddiaları reddetti. Haskırış yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldı.
Yargılama sürerken, karar duruşmasından bir ay önce, 22 Eylül 1981 günü tahliye edildi ve Haskırış'dan bir daha haber alınamadı. (Haskırış ismi yıllar sonra 1997'de gerçekleştirilen organize bir suç örgütü operasyonunda “yardım yataklık” suçlamasıyla gündeme gelmişti)
Gözaltında işkencede öldürülen bir diğer isim TDKP/Halkın Kurtuluşu üyesi olduğu iddia edilen Cafer Dağdoğan. Dava dosyasındaki belgelere göre, Dağdoğan, 11 Aralık 1980 günü Adana'daki evinden gözaltına alındı. Dağdoğan, Adana Polis Kolejine götürüldü. Dağdoğan ailesi endişe içinde çocuklarını görmek istiyordu. İlk gün ‘Çocuğunuz burada değil' denildi. Polisler ikinci gün ailenin getirdiği giysileri aldı. Üçüncü gün ‘Çocuğunuz hastanede' dediler. Kendilerine bilgi verilmeyen aile mezarlıkları gezmeye başladı ve Dağdoğan'ın cesedi Adana Akkapı'daki kimsesizler mezarlığında buldular.
Olayla ilgili davada yargılanan Adana Emniyet Müdürlüğü Başkomiseri Mehmet Torun Cafer Dağdoğan'ın kendini merdivenlerden attığını ve yanına gittiklerinde ‘Örgüt beni yaşatmaz, onun için kendimi merdivenlerden attım' dediğini iddia etti.
ÖZKÖK'ÜN BAŞSAĞLIĞI
Torun ile birlikte yedi polise dava açıldı. Dağdoğan ailesi çocuklarının katillerini ortaya çıkarmak için verdikleri dilekçelere de Türkiye'nin 25. Genelkurmay Başkanı olan o dönemin Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekrteri Özel Kalem Müdürü sıfatıylaHilmi Özkökyanıt verdi. Özkök, Dağdoğan'ın ailesine başsağlığı diledikten sonra şunları belirtiyor: “Sanıkların tespit edildiğini kamu davası açıldığını iddianameleri hazırlanarak adalete sevk edildiğini bildirir acınızı paylaşır, başsağlığı dilerim.”
UTANÇ MÜZESİNDE SERGİLENECEK
12 Eylül döneminde gözaltında işkence ile öldürülen çok sayıda kişinin dava dosyasını Devrimci 78'liler Federasyonu 3 Eylül'de açacağı utanç müzesi sergileyecek. Satılmış Şahin Dokuyucu, Zeynel Abidin Ceylan ve Cafer Dağdoğan'ın dosyaları dışında Genelkurmay arşivinde elde edilen çok sayıda dosya da sergilenecek. Dernek adına konuşan Ruşen Sümbüloğlu,dosyaları sergileyerek, 12 Eylül'ün gerçek yüzünü bir kez daha çıkarmayı amaçladıklarını belirterek, “Amacımız 12 Eylül'ün işkenceci yüzünü bir daha ortaya çıkarmak. Ve bu davalarla ilgili yeniden yargılanma talebini dile getireceğiz” dedi.
Erdoğan, TÜSİAD'a neden o sözü dedi?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TÜSİAD'ın halk oylamasına yönelik tavrıyla ilgili olarak, ''Şimdi biz TÜSİAD ile bu konuları görüştük. görüştüğümüzde çok farklıydılar, daha önce yaptıkları çalışma var. Daha sonra bunların bir sessizliğe bürünmüş olmaları, zaman zaman böyle farklı açıklamalar yapmaları tabii rahatsız edici'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Kanal 24'te katıldığı canlı yayında soruları yanıtlarken, halk oyuna sunulacak olan anayasa paketinde yargıyla ilgili yapacakları düzenlemelere de değindi.
''Kürsü hakimleri, katılımcı demokrasinin tadına varacak, benim milletim de demokrasinin tadına varacak. Bir defa 11 bini aşkın ilk derece mahkemelerindeki, yani Hakkari'deki hakim, savcı 'benim de burada payım var' diyecek, Edirne'deki de Sinop'taki de Hatay'daki de diyecek'' şeklinde konuşan Erdoğan, ''Benim vatandaşım da 'belli bir elitin, egemen güçlerin oluşturduğu bir yapı yok artık. Geniş bir katılımla oluşmuş bir yapı' diyecek'' şeklinde konuştu.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili bazı eleştiriler yapıldığını da dile getiren Erdoğan, ''Diyorlar ki 'Adalet Bakanının, müsteşarın orada ne işi var'. Bu AB üyesi ülkelerde de var ve kaldı ki bizden önce Adalet Bakanını, müsteşarı bu şekilde eleştirmeyenler şimdi niye eleştiriyorlar?'' diye sordu. Erdoğan, ''Adalet bakanının oradaki görevi, inisiyatifi, o da belli, biz o inisiyatifi şimdi o yapıda azalttık. Eskisi gibi ciddi bir inisiyatifi de kalmadı'' açıklamasında bulundu.
''TRİBÜNDE OTURMAK, ORADAN İZLEMEK''
Başbakan Erdoğan, TÜSİAD'ın açıklamalarına ilişkin soru üzerine de, ''Şimdi biz TÜSİAD ile bu konuları görüştük. Görüştüğümüzde çok farklıydılar, daha önce yaptıkları çalışma var. Daha sonra bunların bir sessizliğe bürünmüş olmaları, zaman zaman böyle farklı açıklamalar yapmaları tabii rahatsız edici'' karşılığını verdi.
TÜSİAD'ın 2001 yılındaki açıklamalarını bildiğini, o açıklamada TÜSİAD, TOBB, DİSK, Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen gibi kuruluşların imzalarının bulunduğunu anlatan Erdoğan, ''TÜSİAD şimdi ona gerekçe uyduruyor. Gerekçe ne? Diyor ki 'parlamentonun içinde konsensüs vardı, uzlaşma vardı'. Bakın bu dürüst bir yaklaşım değil'' dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Ekonomik Sosyal Konsey'e o zaman biz sizi niye koyuyoruz? Siz talep ettiniz, 'biz de orada bulunmalıyız' dediniz ve biz sizi anayasal güvence altına alıyoruz. Peki yarın 'evet' oyu çıktığı zaman siz hangi yüzle gelip de buradaki çalışmalara katılacaksınız? Kaldı ki biz bunu söylerken 'illa evet diyin' demedik ki, dedik ki 'evet diyeceksiniz 'evet' diyin, 'hayır' diyecekseniz 'hayır' diyin. Ama 'hayır diyeceksiniz bunun neyine hayır diyeceksiniz' dedik. Ve 'bitaraf olan bertaraf olur' ifadesini de kullanırken, yani hem buna katkın olacak, bu katkın olduktan sonra da 'ben bitarafım' diyemezsin.
Bana işte 'çatımın altında CHP'liler de var, şu da var, bu da var'. Tamam da o zaman bununla ilgili görüşmeleri bizimle yapan sizlerdiniz. Biz sizlerin düşüncelerini alarak bunları olgunlaştırdık. Biz burada yağmurdan kaçarken doluya tutulanlardan değiliz. Sizlerle bu işleri gayet güzel oturduk konuştuk. Yaptığınız çalışmalar vardı, o çalışmalardan istifade ettik. Katkıları var veya yok, biz bunları bu kadar önemsemiyoruz. Ama bilesiniz Türkiye genelinde odalar birçok yerde bu tür çalışmaları yapıyor, sivil toplum kuruluşları yapıyor. Bertaraf olmak, yok etmek, bu anlayışlar yanlış. Bu sadece koltuğunda oturmak, tribünde oturmak, oradan izlemek, yani bu anlamdadır. İşin içinde kalmak, sürecin içinde kalmak, bu anlamdadır.''
''Bunlar herhangi bir sorunlarıyla geldikleri zaman bunları siz dışlayacak mısınız?'' diye sorulduğunu da aktaran Erdoğan, ''Biz bugüne kadar bunların neyini dışladık ki 22 Temmuz öncesi yaptıkları açıklama çok daha tehlikeli bir açıklamaydı. 'Biz bu dönemde çok büyük paralar kazandık, ama hiçbir zaman oyumuz AK Parti iktidarının değil' diye adını bile koydular'' diye konuştu.
''Şimdi yine bir gelişme var. Bankaların karları açıklandı, hepsi büyük kar etmişler. Fakat ilginç de bir şey oldu. Siz o zaman 'işçi çıkarmayın' diye uyarıyordunuz. İlk 500, 50 bin kişi, ikinci 500 de 10 bin kişi çıkarmış. Kar ettikleri halde çıkardıkları ortaya çıktı. Ne diyorsunuz bu konuda?'' sorusuna da Erdoğan, ''Bunları hep gördük maalesef. Üzülerek müşahede ettik'' karşılığını verdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ve bunları söyleyenlerin içerisinde bazıları var, isim vermeyeceğim, gerek yok, ciddi manada kırgınım, çünkü çok yanlışları olmuştur, hiç dürüst davranmamışlardır, tamamen ideolojik davranmışlardır. Ve ben bazı arkadaşlarıma, 'kesinlikle davet ettikleri zaman o odada gidip konuşma yapmayacaksınız' dedim. Bunu da dedim. Niye? Yani bizi kalkıp da bir hükümeti siz enayi yerine koyamazsınız. Bir taraftan bize vuracaksın, saldıracaksın, bir taraftan işçileri çıkartacaksın, biz size hem prim vereceğiz. Diyoruz ki, 'bu işçiyi çıkarma, 6 ay, 1 sene, hatta sigorta primlerini, şunları, bunları biz ödüyoruz, ödeyeceğiz. Bu insanlar bizim insanlarımız. Çıkarmayın bunları. Çıkardılar. Şimdi peki nerede kaldı bu işin vatanseverliği?
Hesapları iyi yapalım biz bu kadar teşvikse teşvik, primse prim bu destekleri veriyoruz. İşte buyurun bakın şimdi tablo ortada. 'Kazandık' diyor. 'Biz hiçbir zaman şöyle de demedik, böyle de demedik'. Yani biz 'teğet geçecek' dediğimiz zaman o odanın ilgilileri çıktılar, bizimle istihza ettiler. Ama şimdi ekonomi gazeteleri filan 'teğet bile geçmedi' diyorlar. İstihdam noktasında
Başbakan Erdoğan, Kanal 24'te katıldığı canlı yayında soruları yanıtlarken, halk oyuna sunulacak olan anayasa paketinde yargıyla ilgili yapacakları düzenlemelere de değindi.
''Kürsü hakimleri, katılımcı demokrasinin tadına varacak, benim milletim de demokrasinin tadına varacak. Bir defa 11 bini aşkın ilk derece mahkemelerindeki, yani Hakkari'deki hakim, savcı 'benim de burada payım var' diyecek, Edirne'deki de Sinop'taki de Hatay'daki de diyecek'' şeklinde konuşan Erdoğan, ''Benim vatandaşım da 'belli bir elitin, egemen güçlerin oluşturduğu bir yapı yok artık. Geniş bir katılımla oluşmuş bir yapı' diyecek'' şeklinde konuştu.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili bazı eleştiriler yapıldığını da dile getiren Erdoğan, ''Diyorlar ki 'Adalet Bakanının, müsteşarın orada ne işi var'. Bu AB üyesi ülkelerde de var ve kaldı ki bizden önce Adalet Bakanını, müsteşarı bu şekilde eleştirmeyenler şimdi niye eleştiriyorlar?'' diye sordu. Erdoğan, ''Adalet bakanının oradaki görevi, inisiyatifi, o da belli, biz o inisiyatifi şimdi o yapıda azalttık. Eskisi gibi ciddi bir inisiyatifi de kalmadı'' açıklamasında bulundu.
''TRİBÜNDE OTURMAK, ORADAN İZLEMEK''
Başbakan Erdoğan, TÜSİAD'ın açıklamalarına ilişkin soru üzerine de, ''Şimdi biz TÜSİAD ile bu konuları görüştük. Görüştüğümüzde çok farklıydılar, daha önce yaptıkları çalışma var. Daha sonra bunların bir sessizliğe bürünmüş olmaları, zaman zaman böyle farklı açıklamalar yapmaları tabii rahatsız edici'' karşılığını verdi.
TÜSİAD'ın 2001 yılındaki açıklamalarını bildiğini, o açıklamada TÜSİAD, TOBB, DİSK, Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen gibi kuruluşların imzalarının bulunduğunu anlatan Erdoğan, ''TÜSİAD şimdi ona gerekçe uyduruyor. Gerekçe ne? Diyor ki 'parlamentonun içinde konsensüs vardı, uzlaşma vardı'. Bakın bu dürüst bir yaklaşım değil'' dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Ekonomik Sosyal Konsey'e o zaman biz sizi niye koyuyoruz? Siz talep ettiniz, 'biz de orada bulunmalıyız' dediniz ve biz sizi anayasal güvence altına alıyoruz. Peki yarın 'evet' oyu çıktığı zaman siz hangi yüzle gelip de buradaki çalışmalara katılacaksınız? Kaldı ki biz bunu söylerken 'illa evet diyin' demedik ki, dedik ki 'evet diyeceksiniz 'evet' diyin, 'hayır' diyecekseniz 'hayır' diyin. Ama 'hayır diyeceksiniz bunun neyine hayır diyeceksiniz' dedik. Ve 'bitaraf olan bertaraf olur' ifadesini de kullanırken, yani hem buna katkın olacak, bu katkın olduktan sonra da 'ben bitarafım' diyemezsin.
Bana işte 'çatımın altında CHP'liler de var, şu da var, bu da var'. Tamam da o zaman bununla ilgili görüşmeleri bizimle yapan sizlerdiniz. Biz sizlerin düşüncelerini alarak bunları olgunlaştırdık. Biz burada yağmurdan kaçarken doluya tutulanlardan değiliz. Sizlerle bu işleri gayet güzel oturduk konuştuk. Yaptığınız çalışmalar vardı, o çalışmalardan istifade ettik. Katkıları var veya yok, biz bunları bu kadar önemsemiyoruz. Ama bilesiniz Türkiye genelinde odalar birçok yerde bu tür çalışmaları yapıyor, sivil toplum kuruluşları yapıyor. Bertaraf olmak, yok etmek, bu anlayışlar yanlış. Bu sadece koltuğunda oturmak, tribünde oturmak, oradan izlemek, yani bu anlamdadır. İşin içinde kalmak, sürecin içinde kalmak, bu anlamdadır.''
''Bunlar herhangi bir sorunlarıyla geldikleri zaman bunları siz dışlayacak mısınız?'' diye sorulduğunu da aktaran Erdoğan, ''Biz bugüne kadar bunların neyini dışladık ki 22 Temmuz öncesi yaptıkları açıklama çok daha tehlikeli bir açıklamaydı. 'Biz bu dönemde çok büyük paralar kazandık, ama hiçbir zaman oyumuz AK Parti iktidarının değil' diye adını bile koydular'' diye konuştu.
''Şimdi yine bir gelişme var. Bankaların karları açıklandı, hepsi büyük kar etmişler. Fakat ilginç de bir şey oldu. Siz o zaman 'işçi çıkarmayın' diye uyarıyordunuz. İlk 500, 50 bin kişi, ikinci 500 de 10 bin kişi çıkarmış. Kar ettikleri halde çıkardıkları ortaya çıktı. Ne diyorsunuz bu konuda?'' sorusuna da Erdoğan, ''Bunları hep gördük maalesef. Üzülerek müşahede ettik'' karşılığını verdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ve bunları söyleyenlerin içerisinde bazıları var, isim vermeyeceğim, gerek yok, ciddi manada kırgınım, çünkü çok yanlışları olmuştur, hiç dürüst davranmamışlardır, tamamen ideolojik davranmışlardır. Ve ben bazı arkadaşlarıma, 'kesinlikle davet ettikleri zaman o odada gidip konuşma yapmayacaksınız' dedim. Bunu da dedim. Niye? Yani bizi kalkıp da bir hükümeti siz enayi yerine koyamazsınız. Bir taraftan bize vuracaksın, saldıracaksın, bir taraftan işçileri çıkartacaksın, biz size hem prim vereceğiz. Diyoruz ki, 'bu işçiyi çıkarma, 6 ay, 1 sene, hatta sigorta primlerini, şunları, bunları biz ödüyoruz, ödeyeceğiz. Bu insanlar bizim insanlarımız. Çıkarmayın bunları. Çıkardılar. Şimdi peki nerede kaldı bu işin vatanseverliği?
Hesapları iyi yapalım biz bu kadar teşvikse teşvik, primse prim bu destekleri veriyoruz. İşte buyurun bakın şimdi tablo ortada. 'Kazandık' diyor. 'Biz hiçbir zaman şöyle de demedik, böyle de demedik'. Yani biz 'teğet geçecek' dediğimiz zaman o odanın ilgilileri çıktılar, bizimle istihza ettiler. Ama şimdi ekonomi gazeteleri filan 'teğet bile geçmedi' diyorlar. İstihdam noktasında
Evet çıkarsa Türkiye süper lige çıkacak
Anayasa değişikliğinde "evet" demeye çağırmak için Anadolu'ya karış karış dolaşan Soylu'nun 29. durağı, İzmir'in Bergama ilçesiydi. Bakırçay Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİAD)'nin davetlisi olarak gelen Soylu, ilk olarak Bergama Esnaf Kefalet Kredi Kooperatifi Başkanı Ahmet Dalgıç'ı ziyaret etti. Daha sonra BASİAD tarafından düzenlenen iftar yemeğine katıldı. Burada kalabalık bir davetli topluğuna hitap eden Soylu, "Bu zamana kadar Türk milletinin kalbini, ciğerlerini, kollarını aldılar ancak bu ruhunu alamadılar." dedi. Sandıktan "evet" çıkması halinde Türkiye'nin modernleşme yolunda büyük bir adım atacağını, devletin milleti değil, milletin devleti, devletin hukuku değil, hukukun devleti oluşacağını belirten Süleyman Soylu, bu ülkenin namus borcu için, demokrasi mücadelesi için Türkiye'yi karış karış dolaştığını ifade etti.
Vatandaşların, hiçbir siyasi parti gözetmeksizin 12 Eylül'de sandığa gitmesi gerektiğini söyleyen Soylu, Türkiye'nin özellikle darbeler ve darbe anayasaları yüzünden ciddi sıkıntılar yaşadığına dikkat çekti: "Türkiye'nin demokrasi, siyaset ve ekonomi alanında sorunları varsa, bunun altında darbe anayasası vardır. Darbe dönemlerinde Türkiye, önemli yolsuzluklarla karşılaşmıştır, çünkü bu dönemler sorgulanamıyor. Bu milletin hedeflediği nokta, ileri demokrasidir."
1960 yılında yapılan askeri darbe ve 1961 yılında yazılan darbe anayasasının, Türkiye'nin büyümesine ve yeterli derecede ileri gitmesine yetmediğini vurgulayan Süleyman Soylu, "Bunlar, soğuk savaş döneminde yazılmış anayasalardır. O zamandan bu yana Türkiye, değişiklikleri uzaktan seyrediyor. Yapılması gereken şey, ileri demokrasiye adapte olabilecek bir Türkiye oluşturmak. Bu da 12 Eylül'de yapılacak referandumdan 'evet' oyu çıkması halinde gerçekleşecektir. Bu sonuç, Türkiye'yi daha zengin bir ülke yapacaktır." şeklinde konuştu.
12 Eylül 1980 ve 28 Şubat askeri darbelerinin Türkiye'de siyasi iktidar alanlarını daralttığını belirten Soylu, "Vesayet altındaki Türkiye'nin modernleşmesi ve çağdaşlaşması mümkün değildir. Vatandaş devlete gittiğinde, 'Mazeretim var, asabiyim ben' diyor. Oysa 13 Eylül 2010 sabahı Türkiye'de, 'Milletimin hizmetine amadeyim ben' diyen bir devlet oluşacaktır. O günün dünyanın tüm kapılarının Türkiye'ye açılacağı bir dönüm noktası olacaktır." dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel af talebine de değinen Soylu, şunları kaydetti: " Kılıçadaroğlu ile CHP arasında uyuşmazlık görüyorum. Hem söylemleri hem de bakış açısıyla, çünkü her yaptığı açıklamadan sonra çark ediyor. Kılıçdaroğlu'nun af açıklaması bence acizliktir. Anayasa değişikliği oylamasını siyasi bir yarışa çeviren Kemal Kılıçdaroğlu'nun PKK meselesini 'hayır' oyuna bağlamasının tartışılması gerekir."
Cihan
Vatandaşların, hiçbir siyasi parti gözetmeksizin 12 Eylül'de sandığa gitmesi gerektiğini söyleyen Soylu, Türkiye'nin özellikle darbeler ve darbe anayasaları yüzünden ciddi sıkıntılar yaşadığına dikkat çekti: "Türkiye'nin demokrasi, siyaset ve ekonomi alanında sorunları varsa, bunun altında darbe anayasası vardır. Darbe dönemlerinde Türkiye, önemli yolsuzluklarla karşılaşmıştır, çünkü bu dönemler sorgulanamıyor. Bu milletin hedeflediği nokta, ileri demokrasidir."
1960 yılında yapılan askeri darbe ve 1961 yılında yazılan darbe anayasasının, Türkiye'nin büyümesine ve yeterli derecede ileri gitmesine yetmediğini vurgulayan Süleyman Soylu, "Bunlar, soğuk savaş döneminde yazılmış anayasalardır. O zamandan bu yana Türkiye, değişiklikleri uzaktan seyrediyor. Yapılması gereken şey, ileri demokrasiye adapte olabilecek bir Türkiye oluşturmak. Bu da 12 Eylül'de yapılacak referandumdan 'evet' oyu çıkması halinde gerçekleşecektir. Bu sonuç, Türkiye'yi daha zengin bir ülke yapacaktır." şeklinde konuştu.
12 Eylül 1980 ve 28 Şubat askeri darbelerinin Türkiye'de siyasi iktidar alanlarını daralttığını belirten Soylu, "Vesayet altındaki Türkiye'nin modernleşmesi ve çağdaşlaşması mümkün değildir. Vatandaş devlete gittiğinde, 'Mazeretim var, asabiyim ben' diyor. Oysa 13 Eylül 2010 sabahı Türkiye'de, 'Milletimin hizmetine amadeyim ben' diyen bir devlet oluşacaktır. O günün dünyanın tüm kapılarının Türkiye'ye açılacağı bir dönüm noktası olacaktır." dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel af talebine de değinen Soylu, şunları kaydetti: " Kılıçadaroğlu ile CHP arasında uyuşmazlık görüyorum. Hem söylemleri hem de bakış açısıyla, çünkü her yaptığı açıklamadan sonra çark ediyor. Kılıçdaroğlu'nun af açıklaması bence acizliktir. Anayasa değişikliği oylamasını siyasi bir yarışa çeviren Kemal Kılıçdaroğlu'nun PKK meselesini 'hayır' oyuna bağlamasının tartışılması gerekir."
Cihan
O kurşun imam değil halka sıkıldı
Hakkâri'de PKK'nın tehdit ettiği cami imamı Aziz Tan'ın sabah namazına giderken şehit edilmesi, Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Diyanet İşleri Başkanı'ndan kanaat önderlerine, aydınlardan, BDP yöneticilerine kadar herkes cinayete tepki gösteriyor. Sivil toplum örgütleri, saldırının halkı hedef aldığına dikkat çekerken, olayın bir an önce aydınlatılmasını istiyor.
Türkiye, Ramazan'da Hakkâ-ri'den gelen acı haberle sarsıldı. PKK'nın daha önce tehdit ettiği Hacı Sait Camii imamı Aziz Tan'ın, sabah namazına giderken sırtından 8 kurşunla şehit edilmesi, infiale yol açtı. İstanbul, İzmir, Manisa ve Trabzon gibi ülkenin dört bir yanından insanlar Tan ailesini arayarak acılarını paylaşıyor. Merhum imamın kardeşi Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan, bu durumu, birlik-beraberlik düşüncesinin tezahürü olarak görüyor. Saldırganların meydanı boşaltmak istediğini vurgularken, "Maneviyat çekilince ortalık kurur." uyarısında bulunuyor. saldırının referandum öncesinde yapılmasını manidar bulan kanaat önderleri ve sivil toplum örgütleri, "Din adamına sıkılan kurşunlar, bütün halka sıkılmıştır." diyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun "Din görevlilerimiz cami gibidir." tespiti de olayın vahametini gözler önüne seriyor. Eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, tepkisini, "Kimden gelirse gelsin, lanet olsun." sözleriyle dile getirirken, cinayete BDP yönetimi de tepkili. Eşbaşkan Gültan Kışanak, bölge insanının tahrik edilmek istendiğine dikkat çekiyor.
Merhum imamın kardeşi Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan, Türkiye'nin dört bir yanından insanların, bizzat gelerek veya telefon açarak taziyelerini ilettiğini söyledi. Bunun, din adamlarına gösterilen saygı ve birlik-beraberlik düşüncesinin tezahürü olduğunu vurgulayan Tan, "Ağabeyimin şahsında dine saldırı yapıldı. Saldırganlar, meydanı boşaltmak istiyor. Kendilerinden başka kimseye hayat hakkı tanımıyorlar. Maneviyat çekilince ortalık kurur." diye konuştu. Aziz Tan'ın oğlu Abdulselam Tan da babasının bıraktığı hizmetleri devam ettireceğini vurguladı. Tan, "Onu hiçbir zaman unutmayacağız. Onun açtığı yolda takipçisi ve devamcısı olacağız. Ondan aldığımız bayrağı sonuna kadar götüreceğiz. Yatarken değil, onun gibi koşarken ölmeyi bizlere nasip etsin." dedi. Babasının kendilerinden sürekli okumayı tavsiye ettiğini, Hakkâri'nin okuyan büyük insanlara ihtiyacı olduğunu anlattığını kaydetti.
Olayın bir provokasyon olabileceğine dikkat çeken eski Hakkâri Belediye Başkanı Abdurrahman Keskin ise "Aziz hocanın kimseyle bir ihtilafı söz konusu değildi. Bu doğrudan doğruya yani ortalığı bulandırmak, insanları birbirine düşürmek için yapılmış bir saldırıdır. Bir din adamının Ramazan gününde namaza giderken katledilmesi çok düşündürücüdür." ifadelerini kullandı. Aziz Hoca'nın öldürülmesinin, bütün Hakkâri'nin öldürülmesi anlamına geldiğini vurgulayan Keskin, din adamlarına yönelik böyle bir tecavüzün bugüne kadar görülmemiş bir olay olduğunu kaydetti. Keskin, "Biz Hakkâ-ri halkı olarak bütün gücümüzle bu olayın çözülmesi için çalışacağız. Devlet yetkilileri de bütün gücüyle çalışıp bu olayın faili meçhuller listesine eklenmesini engellemelidir." diye konuştu. Keskin, cenaze törenine gösterilen ilginin Hakkâri halkının bu olayı nefretle karşıladığının göstergesi olduğunu söyledi.
Din görevlisi cami gibidir, öldürülmesi çok acı
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu: Toplumda birlik ve beraberliğin en önemli unsurlarından biri din adamlarıdır. Hakkâri'de görev yapan imam Aziz Tan'ın terör örgütü tarafından öldürülmüş olmasından dolayı son derece üzüntülüyüz. Din görevlilerimiz cami gibidir. Camiden giren kişilere etnik kökeni, mezhebi, meşrebi sorulmadığı gibi din görevlilerimiz de herkesi kucaklayan bir hizmet vermenin gayreti içindedir. Ancak yolumuz, istikametimiz bellidir. Biz milletimizin hizmetindeyiz, birlikten, beraberlikten yanayız.
Türkiye, Ramazan'da Hakkâ-ri'den gelen acı haberle sarsıldı. PKK'nın daha önce tehdit ettiği Hacı Sait Camii imamı Aziz Tan'ın, sabah namazına giderken sırtından 8 kurşunla şehit edilmesi, infiale yol açtı. İstanbul, İzmir, Manisa ve Trabzon gibi ülkenin dört bir yanından insanlar Tan ailesini arayarak acılarını paylaşıyor. Merhum imamın kardeşi Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan, bu durumu, birlik-beraberlik düşüncesinin tezahürü olarak görüyor. Saldırganların meydanı boşaltmak istediğini vurgularken, "Maneviyat çekilince ortalık kurur." uyarısında bulunuyor. saldırının referandum öncesinde yapılmasını manidar bulan kanaat önderleri ve sivil toplum örgütleri, "Din adamına sıkılan kurşunlar, bütün halka sıkılmıştır." diyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun "Din görevlilerimiz cami gibidir." tespiti de olayın vahametini gözler önüne seriyor. Eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, tepkisini, "Kimden gelirse gelsin, lanet olsun." sözleriyle dile getirirken, cinayete BDP yönetimi de tepkili. Eşbaşkan Gültan Kışanak, bölge insanının tahrik edilmek istendiğine dikkat çekiyor.
Merhum imamın kardeşi Yrd. Doç. Dr. Zeki Tan, Türkiye'nin dört bir yanından insanların, bizzat gelerek veya telefon açarak taziyelerini ilettiğini söyledi. Bunun, din adamlarına gösterilen saygı ve birlik-beraberlik düşüncesinin tezahürü olduğunu vurgulayan Tan, "Ağabeyimin şahsında dine saldırı yapıldı. Saldırganlar, meydanı boşaltmak istiyor. Kendilerinden başka kimseye hayat hakkı tanımıyorlar. Maneviyat çekilince ortalık kurur." diye konuştu. Aziz Tan'ın oğlu Abdulselam Tan da babasının bıraktığı hizmetleri devam ettireceğini vurguladı. Tan, "Onu hiçbir zaman unutmayacağız. Onun açtığı yolda takipçisi ve devamcısı olacağız. Ondan aldığımız bayrağı sonuna kadar götüreceğiz. Yatarken değil, onun gibi koşarken ölmeyi bizlere nasip etsin." dedi. Babasının kendilerinden sürekli okumayı tavsiye ettiğini, Hakkâri'nin okuyan büyük insanlara ihtiyacı olduğunu anlattığını kaydetti.
Olayın bir provokasyon olabileceğine dikkat çeken eski Hakkâri Belediye Başkanı Abdurrahman Keskin ise "Aziz hocanın kimseyle bir ihtilafı söz konusu değildi. Bu doğrudan doğruya yani ortalığı bulandırmak, insanları birbirine düşürmek için yapılmış bir saldırıdır. Bir din adamının Ramazan gününde namaza giderken katledilmesi çok düşündürücüdür." ifadelerini kullandı. Aziz Hoca'nın öldürülmesinin, bütün Hakkâri'nin öldürülmesi anlamına geldiğini vurgulayan Keskin, din adamlarına yönelik böyle bir tecavüzün bugüne kadar görülmemiş bir olay olduğunu kaydetti. Keskin, "Biz Hakkâ-ri halkı olarak bütün gücümüzle bu olayın çözülmesi için çalışacağız. Devlet yetkilileri de bütün gücüyle çalışıp bu olayın faili meçhuller listesine eklenmesini engellemelidir." diye konuştu. Keskin, cenaze törenine gösterilen ilginin Hakkâri halkının bu olayı nefretle karşıladığının göstergesi olduğunu söyledi.
Din görevlisi cami gibidir, öldürülmesi çok acı
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu: Toplumda birlik ve beraberliğin en önemli unsurlarından biri din adamlarıdır. Hakkâri'de görev yapan imam Aziz Tan'ın terör örgütü tarafından öldürülmüş olmasından dolayı son derece üzüntülüyüz. Din görevlilerimiz cami gibidir. Camiden giren kişilere etnik kökeni, mezhebi, meşrebi sorulmadığı gibi din görevlilerimiz de herkesi kucaklayan bir hizmet vermenin gayreti içindedir. Ancak yolumuz, istikametimiz bellidir. Biz milletimizin hizmetindeyiz, birlikten, beraberlikten yanayız.
Site Tanıtımlarım :)
Merhaba sevgili ziyaretci,öncelikle blogumuzu ziyaret ettiğin için sana minnetarız bunu anlatmak kelimelere sığmaz.Bu durumun dışında sizlere bu yazımızda son derece güzel üç blogdan bahsetmek istiyoruz.Konumuza ve blog tanıtımlarımıza şöyle başlayalım.
Birinci blogumuz thy ile ilgili olan thy bilet fiyatları blogu olacak thy bilet diyede adlandırabileceğimiz bu blog genellikle google aramalarında thy bilet fiyatları şeklinde çıkmaktadır.Bu sebeble bizde bu blog üzerinde çalışırken thy bilet fiyatları olarak çalıştık.
İkinci blog onur air bilet fiyatları blogumuz bu blog ise onur air ile ilgili olup onur air bilet kelimeside blogumuzda sık sık vurgulanmaktadır.Fakat bu blogumuzda da bizler onur air bilet fiyatları kelimesinin üzerinde duracağız bu sebeblede blogumuzu onur air bilet fiyatları şeklinde açmış bulunuyoruz.
Üçüncü ve son blogumuza geldiğimizde bu blogumuzu karizmatik hava şirketi olan atlas jet evet bu blogumuzda atlas jet bilet kelimeleride vurgulanmakta ancak asıl bizim için önemli olan kelime atlas jet bilet fiyatları kelimesi bunun dışında bu blogu zaten atlas jet bilet fiyatları olarak ve ağırlıklı açtık bu sebeblede ismi atlas jet bilet fiyatları oldu .
Bu yazımızı okuduğunuz için teşekkürler ederiz.
Gazatecilere camdan saldırı
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan şüphelilerin adliyeye sevkinde olay çıktı.
Sultanahmet'teki İstanbul Adliyesi'ne getirilen şüphelilerin adliyeye alınması esnasında bazı şüpheliler, basın mensuplarına saldırdı. Bir şüpheli, gazetecilerin üzerine gitmek isterken adliye kapısının camından içeri girdi. İlginç kaza anı saniye saniye kaydedildi.
Kapıda bekleyen ve gözaltındaki kişilerin tanıdığı olduğu tahmin edilen bir kişi de gazetecilere çekim yapmamaları ikazında bulunarak küfretti. Şahıs, polis tarafından gazetecilerin yanından uzaklaştırıldı.
Sultanahmet'teki İstanbul Adliyesi'ne getirilen şüphelilerin adliyeye alınması esnasında bazı şüpheliler, basın mensuplarına saldırdı. Bir şüpheli, gazetecilerin üzerine gitmek isterken adliye kapısının camından içeri girdi. İlginç kaza anı saniye saniye kaydedildi.
Kapıda bekleyen ve gözaltındaki kişilerin tanıdığı olduğu tahmin edilen bir kişi de gazetecilere çekim yapmamaları ikazında bulunarak küfretti. Şahıs, polis tarafından gazetecilerin yanından uzaklaştırıldı.
Bazı hakim ve subayların görev yeri değiştirildi
Milli Savunma Bakanlığının atama kararnamesiyle bazı hakim subayların görev yerleri değiştirildi.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) 1. Daire üyesi Topçu Kurmay Kıdemli Albay Bülent Çelik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı emrine, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı emrindeki Piyade Kurmay Albay İbrahim Özer AYİM 1. Daire üyeliğine getirildi.
AYİM 2. Daire üyesi Topçu Kurmay Kıdemli Albay Ahmet Düzen Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı emrine, personel başkanlığı emrindeki Piyade Kurmay Albay Selçuk Demiröz AYİM 2. Daire üyeliğine atandı.
Kararnameyle 11'i hava hakim subay olmak üzere toplam 22 askeri hakimin görev yerlerinde de değişiklik yapıldı.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) 1. Daire üyesi Topçu Kurmay Kıdemli Albay Bülent Çelik Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı emrine, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı emrindeki Piyade Kurmay Albay İbrahim Özer AYİM 1. Daire üyeliğine getirildi.
AYİM 2. Daire üyesi Topçu Kurmay Kıdemli Albay Ahmet Düzen Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı emrine, personel başkanlığı emrindeki Piyade Kurmay Albay Selçuk Demiröz AYİM 2. Daire üyeliğine atandı.
Kararnameyle 11'i hava hakim subay olmak üzere toplam 22 askeri hakimin görev yerlerinde de değişiklik yapıldı.
Şehidlerin cenazeleri Türkiye'ye getiriliyor
Afganistan geçtiğimiz ay uçak kazasında vefat eden Bahaddin Yıldız ve Faruk Aktaş'ın cenazeleri Salı günü havayolu ile Türkiye'ye getiriliyor.
İnsani Yardım Vakfı (İHH)'dan yapılan açıklamada, Çarşamba günü Fatih Camii'nde İkindi namazına müteaakip cenaze namazı kılınacağı bildirildi. Düzenlenecek olan cenaze namazının ardından Faruk Aktaş'ın naşının Edirkapı Mezarlığı'nda, Bahaddin Yıldız ise İzmir'de toprağa verileceği belirtildi.
Türkiye'nin önde gelen yazarlarından Bahaddin Yıldız ve İHH çalışanlarından Faruk Aktaş'ın, Afganistan'da geçirdikleri uçak kazasının ardından yaşamlarını yitirmişlerdi.
İnsani Yardım Vakfı (İHH)'dan yapılan açıklamada, Çarşamba günü Fatih Camii'nde İkindi namazına müteaakip cenaze namazı kılınacağı bildirildi. Düzenlenecek olan cenaze namazının ardından Faruk Aktaş'ın naşının Edirkapı Mezarlığı'nda, Bahaddin Yıldız ise İzmir'de toprağa verileceği belirtildi.
Türkiye'nin önde gelen yazarlarından Bahaddin Yıldız ve İHH çalışanlarından Faruk Aktaş'ın, Afganistan'da geçirdikleri uçak kazasının ardından yaşamlarını yitirmişlerdi.
O görüşme bakın ne zaman yapılmış
Terörle mücadelede kullanılan insansız hava aracı 'Heron'larla ilgili tüyler ürperten skandalın yankıları sürüyor. Bugün Gazetesi önceki gün manşetten verdiği haberde Hava Pilot Üsteğmen Fırat Ç.'nin, Hava Pilot Yarbay Selami Selçuk Ç.'yi arayarak "Çok PKK'lı vuruluyor, düşürün şu Heronları" talebinde bulunduğu, Yarbay'ın da "Çaresine bakarız" karşılığını verdiği iddia ediliyordu. Haberde görüşmeyi MİT'in tespit edip Genelkurmay'a bildirdiği, ancak soruşturmanın üç yıldır savsaklandığı da belirtiliyordu. Gelişmeler kamuoyunu şoke ederken vahim olayla ilgili yeni bir ayrıntı daha ortaya çıktı. Skandal konuşma, 2007'deki Dağlıca baskınından 11 gün önce yapılmış. 21 Ekim 2007'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle aynı günde gerçekleşen Dağlıca baskınında 13 asker şehit olmuş, 8 asker de kaçırılmıştı. Dağlıca baskınında da istihbarat raporu olaydan 9 gün önce karakola ulaştığı tespit edilmişti.
10 Ekim'de geçen konuşmada Hava Pilot Üsteğmen Fırat Ç.'nin, Yarbay Selami Selçuk Ç.'ye, "Kendi adamlarım (PKK'lı teröristler) çok zayiat veriyor, ya koordinatları değiştirin ya da Heron'ları düşürün." dediği belirtiliyor. Konuşmayı kaydeden MİT, bunu hemenGenelkurmayBaşkanlığı'na ulaştırıyor. DöneminKara KuvvetleriKomutanı Orgeneralİlker Başbuğtarafından 28 Ekim'de Adlî Müşavirliğe talimat veriliyor ve soruşturma başlatılıyor. Ancak dosyaya bakan askerî savcılık, Üsteğmen Fırat Ç. ve Yarbay Selami Selçuk Ç.'nin isimlerinin İP/Karargâh Evleri soruşturmasında yer alıyor olması nedeniyle yetkisizlik kararı veriyor ve dosyayı Karargâh Evleri soruşturmasına bakan Albay Ahmet Zeki Üçok'a gönderiyor. Üçok da Heron dosyasını davayla birleştirmiyor. Yalnızca Üsteğmen Fırat Ç.'yi tanık olarak dinliyor. Karargâh Evleri soruşturması kapsamına alınmayan Heron soruşturması, 3 yıldır askerî savcılıkta bekliyor.
10 Ekim'de geçen konuşmada Hava Pilot Üsteğmen Fırat Ç.'nin, Yarbay Selami Selçuk Ç.'ye, "Kendi adamlarım (PKK'lı teröristler) çok zayiat veriyor, ya koordinatları değiştirin ya da Heron'ları düşürün." dediği belirtiliyor. Konuşmayı kaydeden MİT, bunu hemenGenelkurmayBaşkanlığı'na ulaştırıyor. DöneminKara KuvvetleriKomutanı Orgeneralİlker Başbuğtarafından 28 Ekim'de Adlî Müşavirliğe talimat veriliyor ve soruşturma başlatılıyor. Ancak dosyaya bakan askerî savcılık, Üsteğmen Fırat Ç. ve Yarbay Selami Selçuk Ç.'nin isimlerinin İP/Karargâh Evleri soruşturmasında yer alıyor olması nedeniyle yetkisizlik kararı veriyor ve dosyayı Karargâh Evleri soruşturmasına bakan Albay Ahmet Zeki Üçok'a gönderiyor. Üçok da Heron dosyasını davayla birleştirmiyor. Yalnızca Üsteğmen Fırat Ç.'yi tanık olarak dinliyor. Karargâh Evleri soruşturması kapsamına alınmayan Heron soruşturması, 3 yıldır askerî savcılıkta bekliyor.
Ambulans şoförünün intiharı araştırılıyor
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde ambulans şoförü olarak çalışan Ziya Özcan, dün gece saat 22.30 sıralarında hastane morgunun önünde 15 metrelik bir iple kendini astı. Morgun önünde Yılmaz'ın cesedi ile karşılaşan hastane personelinin Jandarma'ya haber vermesi ile ekipler olay yerine geldi.
Yılmaz'ın cesedi, otopsi yapılmak üzere adli tıp kurumuna gönderildi. Yılmaz'ın neden intihar ettiği bilinmezken Jandarma olayla ilgili soruşturma başlattı.
Yılmaz'ın cesedi, otopsi yapılmak üzere adli tıp kurumuna gönderildi. Yılmaz'ın neden intihar ettiği bilinmezken Jandarma olayla ilgili soruşturma başlattı.
Kaya: Eşimin ölümü dolaylı bir cinayetti
Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği'nin düzenlediği geleneksel 11. Evvel Temmuz Festivali kapsamında organize edilen 'Muhalif Sanat ve Ahmet Kaya' konulu panele katılan merhum Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya, eşinin Türkiye topraklarından uzaklaştırıldığı için öldüğünü söyledi.
Ahmet Kaya'nın gücünü topraktan aldığını ve Türkiye topraklarından ayrılmak zorunda kaldığı için öldüğünü iddia eden Gülten Kaya, eşinin mezarını da asla Türkiye'ye getirmeyeceklerini aktardı. Ahmet Kaya'nın Kürt asılı olmasına rağmen yıllardır kardeş halkın dilinden şarkı söylediğini anlatan Gülten Kaya, "Ana dilinden şarkı söylediği zaman sorun oluyordu. İlk albümünü 1985 yılında çıkardı. Tutsaklara, göç edenlere, emekçilere, Kürt sorununa ve bütün kesimlere şarkılar söylüyordu. Bu topraklarda herkes onu dinliyordu. Samimi ve sahici bir insandı. Bütün kesimlere sahip çıktığı için o sistem için bir tehlikeydi. Ahmet Kaya'nın ölümü fiziki bir ölümdü ve dolaylı bir cinayetti." dedi.
Eşine önce 'yılın sanatçısı' ödülünün verildiğini daha sonra vatan hainliğiyle suçlandığını kaydeden Kaya, Ahmet Kaya'nın Türkiye'de bağımsız ve dürüst bir vatandaş olarak yaşamak istediğini kaydetti
Ahmet Kaya'nın gücünü topraktan aldığını ve Türkiye topraklarından ayrılmak zorunda kaldığı için öldüğünü iddia eden Gülten Kaya, eşinin mezarını da asla Türkiye'ye getirmeyeceklerini aktardı. Ahmet Kaya'nın Kürt asılı olmasına rağmen yıllardır kardeş halkın dilinden şarkı söylediğini anlatan Gülten Kaya, "Ana dilinden şarkı söylediği zaman sorun oluyordu. İlk albümünü 1985 yılında çıkardı. Tutsaklara, göç edenlere, emekçilere, Kürt sorununa ve bütün kesimlere şarkılar söylüyordu. Bu topraklarda herkes onu dinliyordu. Samimi ve sahici bir insandı. Bütün kesimlere sahip çıktığı için o sistem için bir tehlikeydi. Ahmet Kaya'nın ölümü fiziki bir ölümdü ve dolaylı bir cinayetti." dedi.
Eşine önce 'yılın sanatçısı' ödülünün verildiğini daha sonra vatan hainliğiyle suçlandığını kaydeden Kaya, Ahmet Kaya'nın Türkiye'de bağımsız ve dürüst bir vatandaş olarak yaşamak istediğini kaydetti
İki üniversite akademisyen alacak
Rektörlüklerin öğretim üyesi alımına ilişkin duyuruları Resmi Gazetede yayımlandı.
Duyuruya göre Ardahan Üniversitesi Rektörlüğü, Ardahan Meslek Yüksekokulu için turizm işletmeciliği ana-bilim dalında, destinasyon kalitesi konusunda doktora yapmış, 5'inci dereceden 1 yardımcı doçent alımında bulunacak.
Adaylar başvurularını, 15 gün içinde Ardahan Üniversitesi Rektörlüğüne şahsen yapacaklar.
Bu arada bilim alanı bir yabancı dille ilgili olanlar, başka bir yabancı dilde sınava girecek. Yardımcı doçent adaylarının yabancı dil sınav tarihleri daha sonra belirlenecek ve adaylara başvurdukları birim tarafından duyurulacak.
BARTIN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
Öte yandan Bartın Üniversitesi Rektörlüğü, yönetim bilişim sistemleri biriminin, yönetim bilişim sistemleri anabilim dalı için birinci dereceden daimi statüde 1 doçent alacak.
Başvurular 15 gün içinde Bartın Üniversitesi Rektörlüğüne yapılacak.
Posta ile yapılan müracaatlarda gecikme kabul edilmeyecek
Duyuruya göre Ardahan Üniversitesi Rektörlüğü, Ardahan Meslek Yüksekokulu için turizm işletmeciliği ana-bilim dalında, destinasyon kalitesi konusunda doktora yapmış, 5'inci dereceden 1 yardımcı doçent alımında bulunacak.
Adaylar başvurularını, 15 gün içinde Ardahan Üniversitesi Rektörlüğüne şahsen yapacaklar.
Bu arada bilim alanı bir yabancı dille ilgili olanlar, başka bir yabancı dilde sınava girecek. Yardımcı doçent adaylarının yabancı dil sınav tarihleri daha sonra belirlenecek ve adaylara başvurdukları birim tarafından duyurulacak.
BARTIN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
Öte yandan Bartın Üniversitesi Rektörlüğü, yönetim bilişim sistemleri biriminin, yönetim bilişim sistemleri anabilim dalı için birinci dereceden daimi statüde 1 doçent alacak.
Başvurular 15 gün içinde Bartın Üniversitesi Rektörlüğüne yapılacak.
Posta ile yapılan müracaatlarda gecikme kabul edilmeyecek
Trafiğe çıkmayan araca kaçak geçiş cezası
Hendek'in Akçayır köyünde yaşayan Fahrettin Demir'e, Karayolları 17. Bölge Müdürlüğünden gönderilen ceza tutanağında 16 Aralık 2005 tarihinde İstanbul Çamlıca gişelerinden kaçak geçiş yaptığı gerekçesiyle 49 lira 50 kuruş para cezası kesildiği belirtildi.
Ceza tutanağı eline geçtiğinde çok şaşırdığını söyleyen araç sahibi Demir, aracı 3 yıldır kullandığını ve birkaç kez ''borcu yoktur'' belgesi de aldığını ifade etti.
Demir, aracının muayenelerini de düzenli olarak yaptırdığını anlatarak, ''Gelen postayı açtığımda 2005 yılından bir trafik cezası ile karşılaştım. Oysa benim aracımın ilk trafik tescil tarihi 24 Temmuz 2006, üzerime satış yapıldığı tarih ise Nisan 2008. Nasıl oluyor da böyle bir trafik cezasıyla karşılaştım'' dedi.
Cezayı ödeyip ödemeyeceğine karar veremediğini kaydeden Demir, mahkeme sürecinin uzaması ve masrafların ceza miktarını geçmesinin kendisini düşündürdüğünü dile getirdi.
Ceza tutanağı eline geçtiğinde çok şaşırdığını söyleyen araç sahibi Demir, aracı 3 yıldır kullandığını ve birkaç kez ''borcu yoktur'' belgesi de aldığını ifade etti.
Demir, aracının muayenelerini de düzenli olarak yaptırdığını anlatarak, ''Gelen postayı açtığımda 2005 yılından bir trafik cezası ile karşılaştım. Oysa benim aracımın ilk trafik tescil tarihi 24 Temmuz 2006, üzerime satış yapıldığı tarih ise Nisan 2008. Nasıl oluyor da böyle bir trafik cezasıyla karşılaştım'' dedi.
Cezayı ödeyip ödemeyeceğine karar veremediğini kaydeden Demir, mahkeme sürecinin uzaması ve masrafların ceza miktarını geçmesinin kendisini düşündürdüğünü dile getirdi.
Fadlallah öldü
Şiiliğin en yüksek otoritelerinden biri olarak kabul edilen Lübnanlı Büyük Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah öldü.
Beyrut'taki Benham Hastanesinden bir yetkili, tedavi görmekte olan Fadlallah'ın 75 yaşında hayata veda ettiğini açıkladı.
Lübnanlı Şiilerin dışında Orta Asya ve Körfez ülkelerinde de geniş bir yandaş kitlesine sahip olan Fadlallah, İran devriminin savunucularından. Fadlallah'ın aynı zamanda 1982'de kuruluşunu takip eden ilk yıllarında Hizbullah'ın akıl hocalığı yaptığı ve örgütün ruhani lideri olduğu iddia ediliyor. Ancak gerek örgüt, gerekse Fadlallah örgütün ruhani lideri olduğu iddiasını reddediyor.
ABD karşıtlığıyla bilinen Fadlallah, cuma vaazlarında sık sık ABD'nin Orta Doğu politikalarını eleştiriyordu.
Fadlallah, Şii çevrelerde başta kadınlar konusunda olmak üzere ılımlı toplumsal görüşleriyle tanınıyor.
Son iki haftadır hastanede yatan Fadlallah'ın durumu, karaciğerinden kaynaklanan komplikasyonların iç kanamaya yol açmasıyla Cuma günü kötüleşmişti.
Beyrut'taki Benham Hastanesinden bir yetkili, tedavi görmekte olan Fadlallah'ın 75 yaşında hayata veda ettiğini açıkladı.
Lübnanlı Şiilerin dışında Orta Asya ve Körfez ülkelerinde de geniş bir yandaş kitlesine sahip olan Fadlallah, İran devriminin savunucularından. Fadlallah'ın aynı zamanda 1982'de kuruluşunu takip eden ilk yıllarında Hizbullah'ın akıl hocalığı yaptığı ve örgütün ruhani lideri olduğu iddia ediliyor. Ancak gerek örgüt, gerekse Fadlallah örgütün ruhani lideri olduğu iddiasını reddediyor.
ABD karşıtlığıyla bilinen Fadlallah, cuma vaazlarında sık sık ABD'nin Orta Doğu politikalarını eleştiriyordu.
Fadlallah, Şii çevrelerde başta kadınlar konusunda olmak üzere ılımlı toplumsal görüşleriyle tanınıyor.
Son iki haftadır hastanede yatan Fadlallah'ın durumu, karaciğerinden kaynaklanan komplikasyonların iç kanamaya yol açmasıyla Cuma günü kötüleşmişti.
Anayasa paketi Venedik'le uyumlu
Türkiye'de her gün yargı ile ilgili düzenlemeler tartışılıyor. Son zamanların en çok tartışılan konusu Türk yargısı. Anayasa değişiklikleri ile birlikte "yargısal gerilim" de ülkenin tansiyonunu yükseltiyor. Hemen herkes Anayasa Mahkemesinin vereceği kararı dört gözle bekliyor Yargı ile ilgili bir düzenleme yapılacağı zaman artık en önemli kriterlerden birisi de Avrupa Konseyinin Venedik Komisyonunun görüşleri ve ilkeleri oldu. Venedik Komisyonu Genel Sekreteri, Alman Hukukçu Thomas Markert'le, parlamentoda kabul edilen ve şu anda Anayasa Mahke-mesi'nin önünde olan anayasa değişikliği paketinde yer alan düzenlemeleri konuştuk. Mar-kertın tarafsız bir hukukçu olarak yaptığı değerlendirmeler bir kez daha gösterdi ki, Türkiye'de yargı ile ilgili düzenlemeler hukuksal açıdan değil, salt ideolojik perspektiften değerlendiriliyor...
Babalar iş başı yaptı şiddet azaldı
Yıl 1980 New York sokaklarında tek kişinin ismi geçiyor. John Gotti Gambino suç ailesinin patronu. Resmi olmayan ünü, yarattığı suç imparatorluğunun eseri olan Gotti New York'a korku salan beş mafya ailesinden biri olan Gambino Ailesi'nin 1986'dan 1992'ye kadar liderliğini yaptı.
Bilinen diğer isimleri The Dapper Don veya The Teflon Don idi. Gerek açık ve sert konuşmalarıyla düzene meydan okuması, gerekse gösterişli hayat tarzı sürmesi ve Federal Hükümetin kensine karşı açtığı davalardan beraat etmesiyle ün kazandı. "The Teflon Don" lakabı, Brooklyn Federal Mahkemesinde görülen kendisine karşı açılmış bu davalardan beraat etmesi dolayı basın tarafından yakıştırılmıştır. Bu tavırları John Gotti'yi ölümünden sonra büyük bir efsane haline getirdi. Gotti'nin ölümünden sonra mafya dünyasında da işler değişmeye başldı. Geleneksel yöntemleri bir kenera bırakmasalar da yeni dünyalar mafya ailelerinin de gündeminden kaçmadı.
Tarihte yer alan pek çok mafya ikonu, büyük isimlerine rağmen ölümden kaçamadı. Geride kalıp geleneksel yöntemlerden vazgeçmeyenler ise ya güvenli barınaklarda saklanıyor ya da hapishanelerde yaşamlarını sürdürmek zorunda. Bu şaşanın yaşandığı dönemde 5 ailenin adı öne çıkıyordu. Bonanno, Colombo, Gambino, Genovese ve Lucchese bu aileler hala varlıklarını devam ettiriyor ve hala para kazanıyorlar.
FAVORİ SEKTÖR İNŞAAT
FBI’ın organize suçlar biriminden Michael Gaeta ekonomilerle ile birlikte bu adamları yön değiştirdiğini dile getiriyor. New York Daily News’ta yer alan haberde Gaeta kendi ataklarına karşı ailelerin yeni yöntemler geliştirdiklerine değiniyor. 20’inci yüz yıl mafyası illegal kumar oynatma ve gasp gibi geleneksel yöntemlerle kasasını dolduruyordu. 21'inci yüz yılda işler değişti ve uzun vadeli yatırımlar önem kazanmaya başladı. Bunlardan en çok tercih edileni inşaat sektörü oldu. Şirketler organize suçlarla bağlantılı hale gelmekten kaçamadı. Bronx’ta yapılan su arıtma tesisi ve Dünya Ticaret Merkezi’nin sitesi bunların en iyi örnekleri olarak ortaya çıktı.
WALL STREET'E YAKIN TAKİP
Bu beş aile günümüz çete savaşları yerine volatil piyasalarında da ayakta kalmaya çalışıyor. Lucchese ailesi Wall Street’te patlayan mortgage kredileri ve hedge fonlar için yatırım yaparak hatrı sayılır kazançlar elde etti. Aile üyeleri konut sektöründe yaşanan çalkantı sonrasında avantajlı hale geldi. İnşaat şirketleri ile ilişkiler devam ederken Genovese ailesi de Westchester Country evlerinin inşaatında boy gösterdi.
ŞİDDET AZALDI
Son dönemde mafya ile ilgili olarak yaşanan iyi gelişme ise ekonomiden kazanılan para sayesinde şiddet olaylarının azalmış olması. 1980’lerde sokaklar savaş alanına dönerken son dönemde gasp ve yaralama olayları düşüş gösterdi. 1985’in aralık ayında Gambino ailesinin patronu Paul Castellano Manhattan’da bir restoranda toplum içinde silah bulundurmaktan suçlandığında büyük ses getirmişti. 2000’lere gelindiğinde ise durum yavaş yavaş değişti.
2002 yılında FBI kayıtlarına göre 50 milyar dolar ile 90 milyar dolar aarasında yıllık gelir sağlayan organize suç aktiviteleri Wall Streete girerek kendisine yeni bir mecra yaratmış oldu. Artık görünmekten korkmayan ve oldukları gibi oraya çıkan mafya aileleri daha akıllıca adımlar atarak iş dünyasında büyümeyi hedefledi diyen FBI görevlisi Gaita, John Gotti’den beri çok şeyin değiştiğinin altını çizdi.
Bilinen diğer isimleri The Dapper Don veya The Teflon Don idi. Gerek açık ve sert konuşmalarıyla düzene meydan okuması, gerekse gösterişli hayat tarzı sürmesi ve Federal Hükümetin kensine karşı açtığı davalardan beraat etmesiyle ün kazandı. "The Teflon Don" lakabı, Brooklyn Federal Mahkemesinde görülen kendisine karşı açılmış bu davalardan beraat etmesi dolayı basın tarafından yakıştırılmıştır. Bu tavırları John Gotti'yi ölümünden sonra büyük bir efsane haline getirdi. Gotti'nin ölümünden sonra mafya dünyasında da işler değişmeye başldı. Geleneksel yöntemleri bir kenera bırakmasalar da yeni dünyalar mafya ailelerinin de gündeminden kaçmadı.
Tarihte yer alan pek çok mafya ikonu, büyük isimlerine rağmen ölümden kaçamadı. Geride kalıp geleneksel yöntemlerden vazgeçmeyenler ise ya güvenli barınaklarda saklanıyor ya da hapishanelerde yaşamlarını sürdürmek zorunda. Bu şaşanın yaşandığı dönemde 5 ailenin adı öne çıkıyordu. Bonanno, Colombo, Gambino, Genovese ve Lucchese bu aileler hala varlıklarını devam ettiriyor ve hala para kazanıyorlar.
FAVORİ SEKTÖR İNŞAAT
FBI’ın organize suçlar biriminden Michael Gaeta ekonomilerle ile birlikte bu adamları yön değiştirdiğini dile getiriyor. New York Daily News’ta yer alan haberde Gaeta kendi ataklarına karşı ailelerin yeni yöntemler geliştirdiklerine değiniyor. 20’inci yüz yıl mafyası illegal kumar oynatma ve gasp gibi geleneksel yöntemlerle kasasını dolduruyordu. 21'inci yüz yılda işler değişti ve uzun vadeli yatırımlar önem kazanmaya başladı. Bunlardan en çok tercih edileni inşaat sektörü oldu. Şirketler organize suçlarla bağlantılı hale gelmekten kaçamadı. Bronx’ta yapılan su arıtma tesisi ve Dünya Ticaret Merkezi’nin sitesi bunların en iyi örnekleri olarak ortaya çıktı.
WALL STREET'E YAKIN TAKİP
Bu beş aile günümüz çete savaşları yerine volatil piyasalarında da ayakta kalmaya çalışıyor. Lucchese ailesi Wall Street’te patlayan mortgage kredileri ve hedge fonlar için yatırım yaparak hatrı sayılır kazançlar elde etti. Aile üyeleri konut sektöründe yaşanan çalkantı sonrasında avantajlı hale geldi. İnşaat şirketleri ile ilişkiler devam ederken Genovese ailesi de Westchester Country evlerinin inşaatında boy gösterdi.
ŞİDDET AZALDI
Son dönemde mafya ile ilgili olarak yaşanan iyi gelişme ise ekonomiden kazanılan para sayesinde şiddet olaylarının azalmış olması. 1980’lerde sokaklar savaş alanına dönerken son dönemde gasp ve yaralama olayları düşüş gösterdi. 1985’in aralık ayında Gambino ailesinin patronu Paul Castellano Manhattan’da bir restoranda toplum içinde silah bulundurmaktan suçlandığında büyük ses getirmişti. 2000’lere gelindiğinde ise durum yavaş yavaş değişti.
2002 yılında FBI kayıtlarına göre 50 milyar dolar ile 90 milyar dolar aarasında yıllık gelir sağlayan organize suç aktiviteleri Wall Streete girerek kendisine yeni bir mecra yaratmış oldu. Artık görünmekten korkmayan ve oldukları gibi oraya çıkan mafya aileleri daha akıllıca adımlar atarak iş dünyasında büyümeyi hedefledi diyen FBI görevlisi Gaita, John Gotti’den beri çok şeyin değiştiğinin altını çizdi.
Vatikan skandala doymuyor
Perugia Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamına Napoli Başpiskoposu Kardinal Ctascenzio Sepe’de “rüşvet” iddiasıyla dahil edildi.
Sepe, Napoli Başpiskoposluğu öncesi beş yıl süreyle, Vatikan‘ın 9 milyar Euro’luk gayrimenkul organizasyonunu yürüten kurumun başkanlığını yapıyordu.
Başpisikopos iddiaları reddederken basına yaptığı açıklamada soruşturma sürecine yardım edeceğini söyledi.
Bir Napolili, “Umarım söylenenler doğru değildir ve çok başarılı yönettiği Napoli’deki görevine devam eder.” şeklinde konuştu.
Bir İtalyan ise “Yargıya güveniyoruz fakat aynı zamanda kardinalin dürüstüğünede güveniyoruz” dedi.
Birsüre önce İtalya Sivil Savunma Genel Müdürü Guido Bertolaso kiraladığı evin parasını hükümete inşaat yapan bir firmaya ödetmek suçundan tutuklanmıştı.
Bertaloso verdiği ifadede Kardinal Sepe’nin söz konusu evi kiralama sürecinde yardım ettiğini iddia etmişti.
Sepe, Napoli Başpiskoposluğu öncesi beş yıl süreyle, Vatikan‘ın 9 milyar Euro’luk gayrimenkul organizasyonunu yürüten kurumun başkanlığını yapıyordu.
Başpisikopos iddiaları reddederken basına yaptığı açıklamada soruşturma sürecine yardım edeceğini söyledi.
Bir Napolili, “Umarım söylenenler doğru değildir ve çok başarılı yönettiği Napoli’deki görevine devam eder.” şeklinde konuştu.
Bir İtalyan ise “Yargıya güveniyoruz fakat aynı zamanda kardinalin dürüstüğünede güveniyoruz” dedi.
Birsüre önce İtalya Sivil Savunma Genel Müdürü Guido Bertolaso kiraladığı evin parasını hükümete inşaat yapan bir firmaya ödetmek suçundan tutuklanmıştı.
Bertaloso verdiği ifadede Kardinal Sepe’nin söz konusu evi kiralama sürecinde yardım ettiğini iddia etmişti.
Almanyalı Bakan'dan Gazze yasağına tepki
Westerwelle, yaptığı yazılı açıklamada, Bakan Niebel'e Gazze Şeridine girmesine izin verilmemesinden üzüntü duyduğunu belirterek, Alman hükümetinin hedefinin, Gazze Şeridine yönelik ablukanın tümüyle kaldırılması olduğunu, bunun sadece Almanya'nın değil, diğer AB ülkelerinin de isteği olduğunu ifade etti.
Westerwelle, bu konunun son AB dışişleri bakanları toplantısında da ele alındığını kaydetti.
Westerwelle, bu konunun son AB dışişleri bakanları toplantısında da ele alındığını kaydetti.
İsrail'de Hakan Fidan endişesi
İsrail savunma kurumları ve bilhassa da, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile ilişkilerini sürdüren Mossad’ın dış ilişkiler bölümü Hakan Fidan’ın teşkilatın başına getirilmesi ve bu atamanın Türk-İsrail ve İran ilişkilerine dönük yansımaları konusunda endişeleniyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sırdaşı olan 42 yaşındaki Hakan Fidan 10 gün önce, İsrail’de Mossad ve Şin Bet gibi iki örgüt tarafından gerçekleştirilen fonksiyonları tek bir bünyede barındıran ve gerek iç güvenlik gerekse de dış istihbarat toplama bağlamında elinde geniş yetkiler bulunduran MİT’in başına getirildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sırdaşı olan 42 yaşındaki Hakan Fidan 10 gün önce, İsrail’de Mossad ve Şin Bet gibi iki örgüt tarafından gerçekleştirilen fonksiyonları tek bir bünyede barındıran ve gerek iç güvenlik gerekse de dış istihbarat toplama bağlamında elinde geniş yetkiler bulunduran MİT’in başına getirildi.
Gemiden denize mi atıldılar?
Mavi Marmara gemisinden birinin çok yakınından alınan bilgiler şöyle:
İsrail'in kaptan köşküne girmek için cam şeklinde bomba kullandığı ve o esnada etrafa et parçalarının dağıldığı bildiriliyor. İsrailli askerlerin gördükleri aktivistlerin kimliklerini almak istediği, direnenlere karşı silah kullandığı belirtildi.
Haberin Devamı >>>
İsrail'in kaptan köşküne girmek için cam şeklinde bomba kullandığı ve o esnada etrafa et parçalarının dağıldığı bildiriliyor. İsrailli askerlerin gördükleri aktivistlerin kimliklerini almak istediği, direnenlere karşı silah kullandığı belirtildi.
Haberin Devamı >>>
Diyanet'e açıktan 5 bin atama yapılabilecek
Tasarının geçiş hükümlerini içeren 20. maddesi üzerindeki görüşmelerde verilen önergeyle metne açıktan atama yapılabilme olanağı sağlayan yeni bir hüküm eklendi.
Komisyonda kabul edilen maddeye göre, 2010 yılı Merkezi Yönetim Bütç e Kanunu'nda yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, 2010 yılı içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına ait boş kadrolara açıktan 5 bin atama yapılabilecek.
Haberin Devamı >>>
Komisyonda kabul edilen maddeye göre, 2010 yılı Merkezi Yönetim Bütç e Kanunu'nda yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın, 2010 yılı içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına ait boş kadrolara açıktan 5 bin atama yapılabilecek.
Haberin Devamı >>>
Uyuşturucu operasyonu: 14 kişi gözaltında
Operasyonda 14 kişi gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kentte uyuşturucu madde satışına yönelik çalışma başlattı. Polis, uzun süren çalışma kapsamında, uyuşturucu ticareti yaptığını belirlediği zanlıların kaldığı yerlere yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi.
Haberin Devamı >>>
Haberin Devamı >>>
'Sen 2007 yılında ölmüşsün'
Malatya-Ankara kara yolundaki bir akaryakıt istasyonunda çaycı olarak çalışan Ramazan Bozkurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen şubat ayında geçirdiği bir iş kazası sonucu elinden yaralandığını bu nedenle Adıyaman'a giderek tedavi olmak istediğini söyledi.
Hastanede kimliğini uzattığı yetkililerin kendisine, 'bu kimlikle tedavi olamayacağını, kimliğin sahibinin ölü olduğunu' söylediğini ifade eden Bozkurt, şunları anlattı:
Haberin Devamı >>>
Hastanede kimliğini uzattığı yetkililerin kendisine, 'bu kimlikle tedavi olamayacağını, kimliğin sahibinin ölü olduğunu' söylediğini ifade eden Bozkurt, şunları anlattı:
Haberin Devamı >>>
Katoliklerin 'kasa'sına el konuldu!
İspanya Merkez Bankası, zor durumdaki tasarruf bankası CajaSur'a el koydu ve yönetimini görevden aldı. Banka, bir Katolik rahip tarafından yönetiliyordu.
İspanya Merkez Bankası bu kararı CajaSur'un daha sağlıklı ve daha büyük bir banka olan Unicaja ile birleşme görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından aldı. Roman Katolik kilisesine ait olan CajaSur, İspanyol devleti tarafından finanse edilen banka kurtarma fonu FROB'a devredildi. FROB, CajaSur'u yeniden sermayelendirecek ve faaliyetlerinin devamı için gerekli likiditeyi sağlayacak.
Haberin Devamı >>>
İspanya Merkez Bankası bu kararı CajaSur'un daha sağlıklı ve daha büyük bir banka olan Unicaja ile birleşme görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından aldı. Roman Katolik kilisesine ait olan CajaSur, İspanyol devleti tarafından finanse edilen banka kurtarma fonu FROB'a devredildi. FROB, CajaSur'u yeniden sermayelendirecek ve faaliyetlerinin devamı için gerekli likiditeyi sağlayacak.
Haberin Devamı >>>
Erdoğan: Tahriklere gelmeyin
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, grizu patlaması sonucu yaşanan göçük nedeniyle, işçilerin mahsur kaldığı Karadon maden ocağında bulunan işçilerin yakınlarının sıkıntıları olduğunu belirterek, "Lütfen tahriklere de gelmeyin, bakın az önce bir tanesi kalktı hakaretler yaptı, çok edepsizce küfür de etti. Ve araştırdık ki buranın insanı değil bir başka yerden, Ankara'dan gelen birisi ve emniyet teşkilatı bütün tespiti yaptı, çıkardı ve işi gücü bu tür provokatörlük yapmak" dedi.
Erdoğan, Zonguldak Karadon maden ocağında incelemelerde bulunarak, yetkililerden bilgi aldı. İşçilerin aileleri ve yakınlarını ziyaret eden Başbakan Erdoğan,işçi aileleri ve yakınlarının sorunlarını dinledi.
Haberin Devamı >>>
Erdoğan, Zonguldak Karadon maden ocağında incelemelerde bulunarak, yetkililerden bilgi aldı. İşçilerin aileleri ve yakınlarını ziyaret eden Başbakan Erdoğan,işçi aileleri ve yakınlarının sorunlarını dinledi.
Haberin Devamı >>>
Kaydol:
Yorumlar (Atom)