Yeni haftada hava nasıl olacak?

Yapılan son değerlendirmelere göre; sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik görülmeyecek. Marmara ve Ege'de sağanak yağışlar etkili olacak.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün son verilerine göre, Marmara, Ege, Göller Yöresi, İç Anadolu'nun kuzeybatısı, Batı Karadeniz'in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun doğusu ile, Sinop, Samsun, Artvin ve Antalya'nın batı ilçelerinde (Elmalı, Korkuteli) sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların görüleceği tahmin ediliyor. Yağışların Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor.

Sıcaklıklar Güneydoğu, Marmara ve Ege'de 2 ila 4 derece artacak, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacak.

Rüzgar genellikle güney ve güneybatı (lodos) yönlerden hafif arasıra orta kuvvette, Kıyı Ege ile Marmara'nın batısında yer yer kuvvetli olarak (30-40 km/saat) esecek.

-KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI-

Yağışların, Edirne'nin Keşan, İpsala ve Enez, Balıkesir'in Edremit, Ayvalık, Havran, Burhaniye ve Gömeç ile İzmir'in Dikili ilçelerinde kuvvetli olması beklendiğinden oluşabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yıldırım düşmesi, dolu vb.) ilgililerin ve vatandaşların tedbirli ve dikkatli olmaları gerekmekiyor.

'Yurt çocuğu' kavramı tarih oluyor

Evlerde kalan çocukların eğitim başarısının, sosyalleşmesinin, kişisel gelişiminin yüzde 500 arttığını söyleyen SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, "Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların, problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." dedi.

SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış, kurumun, eskiden beri olması gereken, ancak çeşitli sebeplerden dolayı hayata geçirilemeyen yeni konseptine ilişkin açıklamada bulundu. Bu yeni anlayışa uygun olarak çocukların, eğer problem yoksa, ailelerinin yanında büyütüldüğünü, koruyucu aile yanına verildiğini ya da evlat edindirildiğini anlatan Barış, "Şu anda Türkiye'de 35 bin çocuğumuz bu konsept içerisinde ailelerinin yanında büyütülüp devlet tarafından destekleniyor. İkincisi, eğer çocuk ailesinin yanına verilemiyorsa bir apartmanda, dairesinde toplumla beraber, başlarında bakım elemanları kontrolünde, yetiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye'de 250 tane evimiz var. Buralarda bin 250 çocuk barınıyor. Hedefimiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yurt ve yuvaları, sadece kanunla ihtilafa düşmüş çocukların problemlerinin çözüldüğü ve rehabilite edildikleri merkezlere dönüştüreceğiz. Bütün çocuklarımız ya annesinin ya babasının yanında, ya bir koruyucu ailenin ya evlat edinecek bir ailenin yanında ya da çocuk evlerinde kalacak." diye konuştu.

Çocuk Evleri uygulamasına geçtikten sonra beklentilerin üstünde fayda sağladıklarını dile getiren İsmail Barış, "Yuvada 200-300 çocuğu bir araya koyarsanız kontrolü kolay olmuyor. Çocukların kişisel gelişiminde, eğitim başarısında, toplumla sosyalleşmesinde problemler vardı. Biz bunu başardık. Çocuğun kişisel gelişimi, eğitim başarısı, sosyalleşmesi yüzde 500 arttı." ifadesini kullandı.

İsmail Barış, cinsel ve ticari istismara uğradığı, şiddete maruz kaldığı için ailelerine veremedikleri, çocuk evlerine yerleştiremedikleri çocukların Sevgi Evleri'ni kullandığını söyledi. Barış, yan yana binalardan oluşan ve her birinde 3'er kişinin kaldığı Sevgi Evleri'nden 50 tane olduğunu ve 500 çocuğun barındığını belirtti.

(CİHAN)

Kent trafiğine F1 çözümü

Fiberglastan, geri dönüştürülmüş plastik şişelerle çelik borulardan ve geleneksel anlamda otomobil üretiminde harcananın beşte biri malzemeyle yapılmış olsun...

2020 yılına gelindiğinde tüm dünyada trafiğe çıkan otomobil sayısının 2,5 milyarı bulacağı hesaba katıldığında böyle bir araç, trafik sıkışıklıklarını önlemede bir seçenek olabilir.

Aynı zamanda milyonlarca insanın su, enerji ya da çelik gibi kaynakları fazla tüketmeden otomobil sahibi olma hayaline ulaşmasını sağlayabilir.
BBC ekonomi muhabiri Jorn Madslien'ın haberine göre, işte bu otomobil sonunda üretildi.

Üç kişilik, 575 kilogram ağırlığında ve saatte en fazla 100 kilometre hız yapabilen bu otomobilin, 9 bin ABD dolarına satılması bekleniyor.

EFSANE OTOMOBİLLER
Tasarımın ardında ise hız düşkünlerinin kahramanı, Profesör Gordon Murray bulunuyor. Murray, bu şöhretini 70'li ve 80'li yıllarda Formula 1 yarış arabalarının tasarımını yapmasına borçlu.

Tasarladığı otomobiller, şimdiye dek sayısız Grand Prix'nin şampiyonu oldu. Ama Murray altı yıl önce Formula 1'den elini eteğini çekip bugüne kadarki otomobil üretim anlayışını bütünüyle değiştirebilecek bir hayalin peşine düştü.

FORMULA 1 ANLAYIŞI
Profesör Murray'nin hayali, Londra'nın güneyinde bir sanayi sitesindeki mütevazı bir binada hayat buldu. Murray ve McLaren'deyken beraber çalıştığı ekibi, T25 adını verdikleri kent içi trafiğe uygun, küçük bir otomobil üretti.

Bunlar mı millete örnek (!) olacak?

M. FATİH GEDİMAN / TIMETURK

Türkiye'de toplumun televizyon kanalları aracılığı ile uyuşturulması dizilerin yanısıra programlarla da destekleniyor.

Türkiye'de SANATÇI deyince akla gelen tek olgunun şarkıcılık olması, bireylerin bu şekilde anılması için stüdyoya girmesini yeterli hale getirdi.

Mikrofonlar kendilerine uzatıldığında bir çırpıda bütün sorunları çözebilecek yetiye sahipmişçesine konuşan isimler, gündemden ve ülke adına meydana gelen gelişmelerden bîhaber, ekranlarda bacak şovlar, dans şovlar ve reyting çırpınışında.

Yıllardır ekranlardan düşmeyen ve bir cep telefonu, bir elektrikli süpürge için vatandaşların zaman ve ahlaki değerlerini gasp eden isimler, halka bomboş bir yaşam tarzını aşılıyor.

Seçimler yaklaştığında oy verecekleri partileri açıklayan, bir haksızlığa uğradıklarında "sanatçıya bu yapılır mı?", "bizler toplumun önderleriyiz" gibi demeçlerle yaşadıkları sorunlara isyan eden sanatçılar ekranlarda türlü taklalar atıyor.

EKRANDA BİRBİRİNE BİNİP DANS EDİYORLAR

Neredeyse yarım asırdır ekranlarda olan ve dudak uçuklatacak rakamlarla programlar yapan isimlerden Seda Sayan ve Mehmet Ali Erbil, bu sabah Sabahın Sedası adlı televizyon programında aldıkları parayı ne kadar hakettiklerini (!) bakın nasıl gösterdi.

Hande Yener isimli şarkıcının şarkı söylediği sırada stüdyonun dekorları ile yerlerde yuvarlanmak dahil türlü saçmalıklara imza atan Mehmet Ali Erbil, program bitmek üzereyken, yere eğilerek Yener'i üzerine bindirdi.

Mini eteği ile Mehmet Ali Erbil'in üzerine oturan Hande Yener, Erbil'in üzerinde dans etti!

Görüştüğümüz uzmanlar "Bu tür programların kişisel gelişimi tamamen durdurduğu ve beynin uyuşturulmasını sağladığının altını çizdiler. Programa stüdyo ya da telefon konuğu olarak katılan vatandaşların mutfak gereci gibi eşantiyon ürünler kazanma psikolojisiyle hareket ettiğini açıklayan uzmanlar bu davranışın büyük bir yanlış olduğunu bildirdiler.

Öte yandan çocuk gelişimcileri bu tür programların çocuklara kesinlikle izletilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyardılar.

ÇYDD'ye Almanya desteği

Cuntz, 20 Eylül Pazartesi günü saat 16.00'da Almanya Büyükelçiliği Rezidansı'nda gerçekleştirilecek törenle, ÇYDD Ankara Şubesi'ne 24 bin 075 TL değerindeki yardım çekini takdim edecek.

Toplanan bağışların özellikle mağdur durumdaki kız çocukları ve ÇYDD'nin destek verdiği eğitim projelerine katkı sağlayacağı belirtildi. Büyükelçilik'ten yapılan açıklamada toplanan bağışın, geçtiğimiz haziran ayı içerisinde elçilik bahçesinde düzenlenen ve sanatçı Elif Yalçın'ın sahne aldığı "Yıldızların Altında Dans" konserinden elde edildiği kaydedildi.

Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında geçtiğimiz sene ÇYDD'nin merkez ve şubelerinde aramalar yapılmış, derneğin o dönem hayatta olan Başkanı Türkan Saylan'a yönelik muamele büyük tartışma konusu olmuştu.

Sav'dan Baykal'a: Fantezinle uğraşmayız!

Önder Sav: CHP ailesi içinde tartışma çıkaranları anlayamırorum.


CHP Genel Sekreteri Önder Sav, NTV canlı yayınında Deniz Baykal’a yanıt verdi.

Kurultay fantazileri ile uğraşacak değiliz

Önder Sav, NTV'den Sibel Erdem'e şu açıklamaları yaptı: “Son açıklamaları kişisel hırs olarak görüyorum, bunun dışında CHP yöneticileri olarak bir makinenin ahenkli dişlileri gibi çalışarak geleceği süratle hazırlamakla meşgulüz. Bunun dışında da hiçbir şeyle meşgul değiliz, kurultay fantezileriyle de meşgul olacak değiliz. Bunun ötesinde herhangi bir kişiye söyleyecek sözüm yoktur, hele hele CHP’de geride bıraktığımız 10 yılla ilgili değerlendirme yapmak bana yakışmaz.

Tüzük 21 Aralık’ta 2008’de değişti, 22 Mayıs’taki kongrede de değişiklik uygulanmadı. Şimdi de uygulanmıyor. Tüzük değişikliğinin önündeki engel ben değilim. Bugünlerde 100 tane falan anahtar var galiba, anahtarların kimde olduğunu bilmiyorum. Koleksiyon meraklılarına sorun.

Sayın Baykal’ın yıldız tabiriyle neyi kastettiğini anlamadım. CHP’de görev verildiği halde herkes yıldızlaşır, Baykal gönlünü ferah tutsun."

Darbecilere bir suç duyurusu daha

Çokyaşa, tüm12 Eylülmağdurlarına da 'hesaplaşma' çağrısında bulundu.

Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda 'evet' çıkmasının en önemli etkenlerinden bir tanesinin 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma zemini oluşturulacak olması olduğunu ifade eden Çokyaşa,12 Eylül döneminde hapis yattığını, işkence gördüğünü ve çeşitli haklarından mağdur edildiğini belirtti.

Çokyaşa, şöyle konuştu: "Ben 12 Eylül mağduru bir insan olarak 12 Eylül'de işkence gördüm ve iki seneye yakın aralıklarla hiçbir suçum olmaksızın hapishanelerde yattım. O günlerde bozulan psikolojik durumum nedeniyle uzun süre iş yapamaz duruma geldik. O günkü suçum milletimi sevmek, memleketimin daha iyi yönetilmesini sağlamak ve Türk milletini layık olduğu yere getirmek düşüncesiydi."

Ülkenin kaosla boğuştuğu yıllarda Isparta Eğitim Enstitüsü Öğrenci Dernek Başkanı olduğunu ve Ülkü Ocakları, Ülkü Yolu derneklerinde de yöneticilik görevinde bulunduğunu söyleyen Çokyaşa, o günkü ideallerinin insanlığa hizmet etmek Türk milleti olarak dünyaya adaleti, barışı ve insanca yaşamayı getirme hedefleri olduğunu anlattı.

O dönemlerde sadece ülkücülerin değil, devrimci olanların da büyük zorluklar yaşadığını anlatan Çokyaşa, "Bu suçlardan dolayı 12 Eylül zihniyeti bana ve benim gibi nice devrimci ve ülkücüleri kısacası fikri olan herkesi yasal olmayan şekillerde susturmak için işkenceye başvurmuştur. Benim kırıldığım, bu olayın 30 senedir hiç sorgulanmayışı ve 12 Eylül zihniyetiyle hesap sorulmayışıdır." şeklinde konuştu.

Çokyaşa, bundan sonra darbeci zihniyete sahip insanların suçsuz, günahsız, genç, çocuk yaşta ki insanların eziyet görmelerinin tarih olacağına inandığını kaydetti.

CİHAN